Aslı ve Maya’nın Hikâyesi

Ocak 9, 2011

~ 7 Ocak 2009, İstanbul~

Kendimi bildim bileli çocukları hep sevdim. Büyük aile hayalleri kurduğumu hatırlarım hep, koşullar elverse, 4-5 çocuk yaparım derdim. Ama üniversite sonrası iş-güç, yeni bir hayat düzeni kurmak, yürümeyen bir ilk evlilik, sonra hayatımın aşkı ile tanışıp evlenmek, vesaire derken bir de baktım ki yıllar geçip gitmiş, 35’e yaklaşmışım. İçimdeki bebek isteği zirve yapmıştı artık. Eşimle, 2008 başında bebeğimiz için çalışmalara başlamaya karar verdik. Canım kızım bizi hiç zorlamadı ve ikinci denememizde hayatımıza girdi. Böylelikle doğanın en güzel mucizelerine şahit olduğum, birebir yaşadığım o büyülü süreç başlamış oldu.

Her anne adayı gibi, 6. haftada o minicik varlığın kalp seslerini duyduğumda, heyecandan yüreğim ağzıma geldi, mutluluktan havalara uçtum. Kızımın ilk kıpırtılarını hissettiğimde, iş için Londra’ya gitmiştim, kendime ayırabildiğim bir akşamüstü Hyde Park’ta sincapları seyrediyordum. Birden karnımda bir “pıt!” hissettim, hani su dolu koca bir leğene küçük bir taş atarsınız ve taş suyu havaya sıçratırken hafif bir dalgalanma olur ya. İşte öyle hafif ama güzel, unutulmaz, ifade edilmesi zor. Hyde Park’ta yaşadığım o an, kızımla bize özel harika bir an olarak hafızama kazınmıştır. Tabii, ilerleyen haftalarda hareketler öyle “pıt” olarak kalmadı, gayet fıkır fıkır, kıpır kıpır bir hal aldı. Karnımın içinde dans eden, türlü zıpırlıklar yapan bir yumurcak vardı, ve ben ona çoktan âşık olmuştum.

Tüm zorluklarına rağmen harika ve çok mutlu bir hamilelik geçirdim. Doğum yaklaşırken Tanrı’nın bu süreci nasıl mükemmel bir şekilde işlettiğine tekrar şahit oldum, zamanı geldiğinde bir sonraki aşamaya kendiliğinden geçiyordu vücudum. Şimdi de kalça kemiklerimin açılmaya başladığını hissediyordum, genişliyor ve bebeğimin geliş yolunu hazırlıyordu. Sezaryeni hiçbir zaman alternatif olarak düşünmemiştim, bir aksilik olmadığı sürece normal doğum yapacaktım, çünkü yaratılışımız buna göre yapılmıştı zaten. Doktorum da normal doğumu destekleyen güvenilir bir doktordu, o yüzden içim rahattı. Tek bir sorunumuz vardı: miyomlar. 2001 yılında miyom ameliyatı olmuştum, ve rahmimden epeyce miyom alınmıştı. Takip eden yıllarda irili ufaklı miyomlar çıktı ortaya yine, hatta hamilelikle birlikte östrojen miktarı artınca, miyomlar da hızla büyümeye başladı. 12. hafta civarı miyomların en büyüğü, kızımla aynı boyuttaydı. Bir süre dinlendim, ve kızımın iyi olması için dua ettim. Doktorumun da söylediği gibi oldu, benim güçlü kızım miyomları itti, kendi yerini açtı ve gelişimini normal bir şekilde sürdürmeye devam etti. Doğumu yaptıracak olan doktoruma ameliyattan bahsettiğimde, “miyom ameliyatı geçirdiyseniz, normal doğum yapmanız mümkün olmayabilir”, dedi. Miyomların hangi bölgeden alındığı, kesinin yeri önemliymiş. Ameliyatı yapan doktorumla görüştüm, ameliyat raporunu tekrar inceledi, ve çok şükür ki normal doğum için risk bulunmadığını söyledi. İçim rahatlamıştı.

31 Aralık 2008’e kadar çalışıp doğum iznine ayrıldım. Annem de destek için İzmir’den gelmişti, sona kalan tüm hazırlıkları el çabukluğuyla tamamladı. Bir tek nasıl olsa zamanımız var diye bebek çikolatalarının minik çantalarına konmasını ertelemiştim. Ama annem rüyasında, hep hastanede koşuşturduğunu görüp hemen kalkıp onları da hazırlamıştı. 7.Ocak sabahı saat 5.30’da bir ıslaklık hissi ile uyandım, kalkıp baktığımda üstümün ve yatağın sırılsıklam olduğunu gördüm. Eşimi uyandırdım, biraz daha uzanıp beklemeye karar verdik. Doğuma hazırlık kursunda, doğumdan 1-2 gün önce vücudun doğumda kullanabilmek için enerji topladığını, bu nedenle kendimizi çok enerjik hissedebileceğimizi söylemişlerdi. Bazı anne adayları kendilerini bir anda bu kadar enerji dolu hissedince temizliğe girişiyorlarmış, sakın yapmayın dinlenin demişlerdi. Kendimi öyle enerji dolu hissetmiyordum, herhalde daha zamanı var dedim kendime. Saat 8.30’a kadar bekledik, doktorumuzu aramak için. 39. haftamdaydım, doktorum hemen hastaneye gel, bakalım dedi. O zamana kadar pek çok doğum hikâyesi okumuştum, doğumlar hep uzun sürüyordu, hastaneye kontrole giden anne adayını doktor, dinlenmesi için eve yolluyordu genellikle. Ben de nasıl olsa eve döneriz diye eşimle yola çıktım. Anneme de merak etme geliriz bir saate kadar dedik, annem her ne kadar da çocuklar hastane çantasını da alın, gelmeyebilirsiniz de dese de… Ah işte, tecrübeye kulak ver, annenin sözünü dinle. Anne olunca anlıyorsun bunları.

Neyse, saat 9:30 civarı hastanedeydik, doktorum muayene edince, doğum başlamış 2cm açılma var, hiçbir yere gitmiyorsun seni doğum servisine alıyoruz, dedi. Saat 10’a doğru beni doğum servisine aldılar, içeride doğumu bekleyen bir anne adayı daha olduğu için de eşimi dışarıda bıraktılar. Özel eşyalarımın alınması, kıyafet değişikliği, NST, lavman falan derken bir yandan da telefonda hem eşimi hem annemi sakinleştirmeye çalışıyordum. Doğuma birlikte girecektik, doktorumuzla da bunu konuşmuştuk. Ama şimdi, eşimi içeri almıyorlardı, zorla ayrılan âşıklar gibiydik.

Beni doğum odasına aldılar son ölçümler için, yine eşimle telefonda konuşuyordum ki suyum geldi. Nasıl olduğunu merak ederdim, eşimle de canlı yayında o anı paylaşmış oldum. Doktorum ara ara gelip kontrol ediyordu. Sonrasında, kasılmalar hızla arttı, açılma 5 santime ulaştığında epidural yapıldı, ama ben hiçbir fark hissetmiyordum. Ayağa kalkıp yürümek istiyordum, kendimi daha iyi hissettiğimi fark etmiştim yürürken ama, NST’ye bağlı kalıp yatmam gerektiğini söylediler. Her şey o kadar hızlı gelişti ki, kasılmaların aralıklarına dikkat bile edemedim, epiduralin ise neredeyse hiçbir etkisi olmadı.

Sonunda eşimi içeri aldılar, ama ben sancılarımın zirvesindeydim, onun gelmesine sevinemedim bile!  Eşim bir süre destek olmak için elimi tuttu, sonra hafiften aşağı doğru çöktüğünü gördüm yan gözle. Doktorumuz, hemen durumu fark etti, “Kerem Bey’e bir tabure getirin hemen” diyerek eşimi de kurtardı. Kasılmalar, son hız devam ediyordu, tam yeter diye avazım çıktığı kadar bağırmaya hazırlanırken, doktorum hadi az kaldı, bebeğin başını görüyorum, çok gür saçları olan bir bebiş geliyor deyince, yelkenleri suya indirdim. Özellikle hamileliğimin son haftalarına doğru eşimle merakımız zirveye çıkmıştı, nasıldı bebeğimiz, acaba kime benzeyecekti diye konuşurduk hep. Aslında hamileliğim boyunca değil, tüm hayatım boyunca beklediğim o muhteşem varlık geliyordu, az kalmıştı. Doktorum, derin nefes alıp itmem gerektiğini söylüyordu, kendimce bir şeyler yapmaya çalışıyordum, ama yapabildiğimden emin değildim. Çünkü epidural etkisini o alanda göstermişti, itip itemediğimi hissedemiyordum.

Kuzum yaklaşınca, doktorum “anne miyom ameliyatı geçirmişti onu daha fazla yormayalım”, dedi ve kivi ile çekerek çıkarttı kızımı. Bacaklarımın arasında, beyaz, buruşuk, sevimli bir şey gördüm bir anda. Eşim, göbek bağını kesti, kızımın ilk muayenesi yapıldı hemen ve bana getirdiler. İçimdeki güvenli bölgeden, hayatın içine sessizce doğan güzel kızım ilk çığlığı bastı, sesini duydum, kocaman pembe dudaklarını gördüm ilk an. Hayatımda yaşadığım en sıra dışı, en güzel, tarifi en zor anlardı bunlar. Kızım, eşim ve ben tüm bunları birlikte yaşamış ve paylaşmıştık ve ailemiz artık daha da bütündü. Kızımı, hemen bakım odasına aldılar, ben ise hain miyomlar yüzünden bir saat daha doğumhanede kaldım. Yukarıya, odamıza doğru götürdüler beni sonra. Asansörden çıktığımda eşim, annem ve kayınvalidem karşıladı ve kutladı beni. Anne olmanın ne büyük bir onur olduğunu o an hissettim, büyük bir iş başardığım ve artık anne olduğum için daha farklı bir saygı duyuyorlardı bana. Tahminimin de ötesinde bir hızla 3 saat içinde olup bitmişti her şey, (saat 10’da doğumhaneye girip 12.55’te kızıma kavuşmuştum), hiç müdahale olmadan, doğal akışı içinde. Ve annelerimiz, ninelerimiz gibi gayet normal bir doğum yapmıştım, tüm sancıları hissederek. Böyle olacağını bilsem, epidurali hiç tercih etmez, rahat bir şekilde itme kısmını da başarabilirdim.

Normal doğum yapanlara tekrar doğum yapsalar aynı yöntemi seçip seçmeyeceklerini sorardım eskiden. Şimdi biri bana sorsa, hiç çekinmeden “evet”, derim. Tanrı’nın bize verdiği nimetlerden biri bu, sancınız çok da olsa, zorlansanız da, hormonlar hepsini unutturuyor. Geriye de her anını doya doya yaşadığınız, keyifle ve gülerek anlattığınız güzel doğum anıları kalıyor, bir de eşiniz bu anlarda yanındaysa, size daha çok saygı duyuyor!

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 84 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: