Damla ve Ilgaz’ın Hikâyesi

Aralık 1, 2009

~ 13 Şubat 2007, İstanbul ~

Hamile kaldığımda çevremde sezaryenlerin arttığının farkındaydım. Ancak benim için doğumun “varsayılan ayarları” hala “normal”e ayarlıydı. Adı üstünde. Eşimle daha hamileliğim öncesinde bu konuyu konuşurduk.

Sezaryen olan arkadaşlarımızın çoğunluğu “Normal daha iyi tabii ama şu nedenden olamıyor” şeklinde açıklardı sezaryen oluş nedenlerini. Birkaç tanesinde de son kontrole kadar normal kararı ile gittikten sonra son anda sezaryen oluvermişti. Son dönemlerde artık hiçbir neden olmaksızın, arkadaşlarımın kendi tercihleriyle sezaryen yaptıklarına, doktorlarının da ikna için herhangi bir çaba sarf etmeyip, bilakis sezaryeni teşvik ettiklerine tanık olmuştuk. Normal doğumun milyonda bir seviyesindeki riskleri bile özenle aktarılırken, her sezaryen sonrasında mutlaka yaşanacak rutin sıkıntıların üzerinden hiç geçilmediğini fark etmiştik. Özetle, sezaryenlerin artmasında doktorların sorumluluğunun büyük olduğuna hükmetmiştik. Dolayısı ile daha hamile kaldığım anda, bu konunun kaygısına düşmüştük. Elbette tıbbi bir gereklilik olursa neden sezaryen olmasın? Ama o son kontrol gelip de, doktorumuz sezaryen olması gerektiğini söylediğinde, ona güvenebilecek miydik?

Eşimle birlikte, bu konuyu doktorumuzla açık açık konuşmaya karar verdik. Kaygılarımızı aktardık ve normal doğumu desteklediğinden emin olmak istediğimizi ve zorunlu olmadıkça sezaryen istemediğimizi belirttik. Doktorumuz da kendisinin doğum doktoru olduğunu ve bir gereklilik olmadıkça sezaryene yönlendirmeyeceğini belirterek içimizi rahatlattı. Hangi durumlarda sezaryenin zorunlu olabileceğini anlattı. Hamileliğim süresince de, yaptıkları normal doğumları bize müjdeledi, normal başlayıp, sezaryene dönülmek zorunda kalınan doğumlardan da bilgilendirdi. Konuyu açışımızdan, doğuma kadar geçen sürede bitmek bilmeyen sorularımızı yanıtlayarak bize yardımcı oldu. Biliyordum ki eğer bebeğim, gebelik diyabetimin de katkıları ile çok iri doğsaydı sezaryen olmak zorunda kalacaktım. İnce yapılı oluşum nedeni ile, çatı darlığı yaşayacağım çok yapılan yorumlar arasındaydı. Bebeklerin doğum öncesi kafa çapının annenin çatısı ile % 90 oranında doğru orantılı olacağı bilgisi beni rahatlatmıştı. Ayrıca çatı genişliği, kalça genişliği ile aynı şeyi ifade etmiyordu. Annemin “çene geliş” nedeniyle çok zor geçen doğumlarının da genetik olmadığını da öğrenmiştim. Gereksiz kaygıları sonlandırmıştım ama yine de son anda çıkacak bir terslikten huzursuz olmadan edemiyordum.

Hamileliğim süresince, kolay bir doğum yapabilmek için, gebelik diyabetim için verilmiş olan diyetime çok dikkat ettim. Düzenli olarak (haftada 5 gün) hamileliğe uygun hafif spor yaptım. Doğumu kolaylaştırdığı belirtilen hareketleri hiç atlamadım. Düzenli nefes egzersizi yaptım ve doğum sırasında nasıl nefes almam gerektiğini öğrendim. Düzenli Kegel egzersizi yaptım.

Doğuma hazırlık için bir kursa katılmadım ancak, gebelik kontrollerimi yapan hastanenin ücretsiz hamile eğitimi programına katılarak, bahsettiğim egzersizler ve doğumla ilgili bilgi aldım. Eşim de benimle birlikte hemen tüm kontrollere ve eğitimlere gelerek hem beni destekledi, hem de motive etti. Normal doğum yapan arkadaşlarımla konuşup, onların nefis hikâyelerini ve mutlu sonlarını dinledim. Doğum yaklaştıkça yaşayacaklarımı gözümün önüne getirmeye çalışıp, doğum başladığında neler yapacağımı, nasıl nefes alacağımı hayal ettim.

Nedense hep önce suyum gelecekmiş gibi geliyordu ama öyle olmadı. Gayet basit görünen bir sancı ile saat 01.30 sularında başlayan süreç daha gün ışımadan sonlanmıştı. Eğitimler sırasında, hem boş yere ağrı çekmemek için, hem de olası bir terslikte sezaryen olmak zorunda kalırsam epiduralle devam edilebilsin diye epidural olmaya karar vermiştim. Hastaneye gider gitmez kateter takıldığı halde, doktorum gelene kadar ilaç verilmemişti. Doktorumun hastaneye vardıktan sonra su kesemi açmasıyla işler iyice hızlanınca, yarım saat sonra doğumhaneye girmiş ve bu son yarım saate kadar epiduralsiz dayanmış oldum. Rahatlıkla söyleyebilirim ki dayanılamayacak bir acı değil. Doktor oğlumu karnıma bıraktığında ağlayacağımı düşünüyordum ama “benim ağlamam gerekmez miydi?” diyerek gülüyordum. Bu kadar hızlı olup bitmesine şaşkındım. Beni doğumhane sedyesinden kaldırdıklarında tüy gibi hafiflemiştim. Ben, Ilgaz, Gökhan ve doktorum başarmıştık. Bebeğim, kendi istediği zamanda, annesinin, babasının sesini duyarak, eskilerin tabiri ile bir avazda doğuvermişti. Kim korkardı artık bebeği emzirmekten, altını değiştirmekten.

(Detaylı doğum hikayemi bu adresten okuyabilirsiniz: http://www.kitubi.com/2007/05/06/NormalDo%c4%9fumaBir%c5%9eansVerin.aspx)

Damla Doğan Altınören
http://www.nurturia.com.tr/people/damla

Reklamlar

5 Responses to “Damla ve Ilgaz’ın Hikâyesi”

  1. Ozge Says:

    Cok guzel Damla, harikasiniz:) Ilgazla fotografiniz ne kadar guzel…Sen Ilgazi dedigin gibi cabucak dogurduysan 2 numara olursa 10 dakikada gelir vallahi:)

  2. Damla Says:

    Özge, çok teşekkürler. Ben de öyle umuyorum, artık ne olur ne olmaz diye evde doğum tekniklerini de öğreniriz o zaman her ihtimale karşı 🙂

  3. Hacer Says:

    Merhabalar Damla,

    Epiduralsiz dogum yapamam diye dusunurken cesaretlendirici hikayeler sayesinde dogal dogumla aramizda sicak bir yakinlasma basladi :)))

    Tesekkurler,


  4. […] Doğuma hazırlık ve doğumumla ilgili bazı detayları da burada yazdım […]


  5. […] blogcuanne‘nin bu girişimi daha fazla annenin şansını denemesini sağlayacak. Bizim normal doğum hikayemizi […]


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: