Özgür Anne ve Ela’nın Hikâyesi

Aralık 30, 2009

Blogcu Anne’nin notu: Özgür Anne ve onun doğum hikâyesi, bu blogda sezaryenle doğum hikâyelerine yer vermem konusunda kendimi ikna etmemi sağlayan sebeplerden biriydi. Özgür Anne’nin “normal doğum isteyen anne adayları sezaryen hakkında bilgilenme ihtiyacı hissetmiyorlar, oysaki şartlar onu gerektirdiğinde neyle karşılaşılacağını bilmek lazım” bakış açısı bence de çok önemli. Bu açıdan aşağıdaki hikâyenin faydalı olacağına inanıyorum.

~ 31 Aralık 2008 ~

Çocuk sahibi olmak fikri ne kadar da uzaktı bana. Pek çok konuyla aynı anda ilgilenirken, okurken, çalışırken bebek sahibi olmak, bebekli aileler, anneler, yavrular ilgi alanımın çook dışındaydı o zamanlar. Ne zaman ki çok âşık oldum, hormonlarım bebek de bebek diye gevezeliğe başladı. Evlendik ve hiç beklemek istemedik. Kontrollerden geçip, bir süre folik asit içtikten, sağlıklı beslenip vitaminlerimizi aldıktan sonra hazırız dedik. Beklentimizin ikinci ayında malum gecikme henüz olmadan önce bir sürü test aldık. O silik pembe çizgi bir geldi, bir gitti, acaba, olur mu derken, evet. Kan testi sonucu söyledi. Hamileydim.

Öncesini anlatmalı biraz… Kadın hastalıkları konusu bizim ailede gündem başlıklarından biriydi hep. Hamile kalmadan, evlenmeden önce miyomlarım olduğunu biliyordum. Üstüme polikistik over sendromu (PKOS) denen hastalıktan muzdariptim. Gittiğim bir kaç meşhur jinekolog bu koşullar altında hamile kalamayacağımı, kalsam da düşüreceğimi söyleyerek moralimi bozdular, ameliyat önerdiler. Son gittiğim doktorum bu yorumları saçma buldu. Deneyelim, olmazsa o zaman düşünürüz dedi, ki zaman kendisini haklı çıkardı. (Hamile kalamamak PKOS’tan, düşürmek PKOS artı miyomdan) Bu aslında zor bir karardı benim için, çünkü yakın bir arkadaşım hamileliği sırasında başta sorun olmaz denilen bir miyomun havasız kalarak boğulması sonucunda hamileyken ameliyat olmak zorunda kalmıştı. Nadir görülen bir durum olarak değerlendirdik ve riski aldık. Diğer ihtimal hamilelik öncesi miyom ameliyatı olmaktı ki bunun da ayrıca komplikasyonları olabilirdi. Miyomlar ağrıya neden olabilirdi, bebişe zararı yoktu, anneye dertti. Göğüslemeye hazırdım.

Doktoruma herhalde bu koşullar altında normal doğum yapamam dedim. (Diğer doktorların yönlendirmesiyle) Doktorum “yapabilirsin, önemli olan yerleşimleridir” dedi. O an itibariyle yerleşimlerde sorun gözükmüyordu, ama tabii hamilelik bazılarını büyütüp, bazılarını küçülttüğü için çok da bir şey söylemek mümkün değildi. Olumlu düşünürsem küçülürler diye düşündüm ve normal doğum yapmak üzere zihnimi eğitmeye başladım.

Çok güzel bir hamilelik geçirdim. Çoğu hamilenin yaşadığı sıkıntıları hiç yaşamadım. Hiç midem bulanmadı, başım dönmedi. Çok enerjiktim, çok mutluydum. İş yerinde son derece stresli bir iş yapıyor olmama rağmen kötü etkilenmedim çünkü kendimi harika hissediyordum. Yüzüm, saçlarım parlıyordu. Altıncı ayın sonlarında hamile yogasına başladım. Bir saat boyunca hareketleri yapmak, zihnimde kızımla konuşmak, onu düşünmek, normal doğumu hayal etmek, neler yapacağımı düşünmek… Çok olumlu etkilerini gördüm diyebilirim.

Hamileliğimin başından itibaren blog tutmaya başladım. Amacım hamileliğe ısınmak, duygularımı, yaşadıklarımı “olduğu gibi” dile getirmekti. Beklemediğim bir şey oldu, diğer annelerle tanıştım, başka hayatlara tanık oldum. Arkadaşlarım oldu ve bu destek çemberi çok güzel geldi. Zihinsel hazırlıkta faydalı olması açısından normal doğum hikâyeleri aramaya başladım. Fazla bulamadım. Ülkemizdeki sezaryen salgını malum. Doktorumla konuşuyorduk, bekliyorduk. Miyom nedeniyle erken doğum ihtimalim olduğu için benimki biraz uzun bir bekleyiş oldu.

Son günlere yaklaşmıştık, Ela hanım bir türlü kanala girmiyordu. Doktorum yürü demişti ya, Bağdat Caddesi boyunca aşağı yukarı kilometrelerce yürüyordum. Belediye sağ olsun, sağlı sollu bankların çok faydasını gördüm. Beklenen doğum tarihimiz 25 Aralıktı ama hala bir hareket yoktu. Çok heyecanlıydım. Her şeyimiz hazırdı, her gece o gece bu gece mi diye bekliyorduk. Üç günde bir NST’ye giriyordum. Bir hafta daha geçti.

Bir gece bebek hareketlerini saymakta zorlandım. Sabah tekrar zorlanınca öğlen doktora gittim. NST’de karışık bir sonuç çıktı. Yan bilgiler iyiydi, su miktarı, yoğunluğu iyiydi. Ama NST biraz tatsızdı. Sezaryen ihtimali ilk o zaman gündeme geldi. Hiç istemiyordum, hiç. Tarih 30 Aralıktı. Doktor 2 Ocak tarihini bekleyebileceğimi söyledi ama her gün NSTye girmem koşuluyla. 2 Ocakta sezaryen olacaktım o güne kadar bir gelişme olmazsa. Yalnız doktorum bu olasılığın fazla olmadığını söyledi, bebişte henüz o yönde bir hareket olmadığı için. 31 Aralık’ın yılbaşı olması ekstra bir stres kaynağı. Acil bir şey olursa, trafik, hastaneler endişelendiriyor beni. Ama en kötüsü belirsiz net olmayan durum. Bebişin tahmini ağırlığı 4200 gram. (Bütün değerleri excel tablosuna koymuşum, grafiklerini çizmişim dataların. Bana sorarsanız en fazla 4kg olmalı. İnternetten bulmuşum formülleri.) Doktor hemen gidip yapabiliriz şu anda diyor. Ama epidural yetişmez… Hazır değilim. Yarın olsun diyoruz belli belirsiz.

30 Aralık gecesi. Dualar ediyoruz. Düşünüyoruz. Çok huzursuzum. Bu kadar zaman bekledikten sonra… Ama Ela kıpırtılı, o gece kelebek olmuş içimde. Uğraşıyor, didiniyor, bir hareket var. Gelmek istiyor. Sancı  var. O gece gelmesini çok istiyorum. Olmuyor. Ertesi sabah hastanedeyiz. Hala bir acaba var içimizde ama bir ses beklesek de sonuç aynı olacak diyor. Kararı veriyoruz, sezeryan olacak. Hayatımızın en zor kararı.

Ve hiç hazır değilim. Ne bir anı okumuşum, ne aklıma getirmişim o ana kadar. Bir gün önce ilk kez telaffuz edilmiş, bir gün sonra gerçekleşiyor… Epiduralci adam gelip bir şeyler anlatıyor, spinal, epidural, aklımı veremiyorum. Bütün bunların önceden düşünülmesi gerekiyor. Doktoruma soralım diyoruz. Beni hazırlıyorlar. Epiduralin yapılması yarım saat sürüyor. Kedi gibi duruyorum. Sırtıma takıyorlar, yatırıyorlar beni. Kendimi bir araç gibi hissediyorum, orada bir et yığını gibi yatıyorum. Heyecanlıyım ama doktoruma güveniyorum. Hastabakıcıyla filmlerden, hemşireyle okullardan bahsediyoruz kiii ağlama sesi geliyor. Yanıma veriyorlar yavruyu hemen. Kokluyorum mis. O da beni kokluyor annem… Muhteşem bir an, bir mucize. Doktorum diyor ki içerisi miyom doluymuş. Yolu tıkayan ultrasonda gözükmeyen bir miyommuş ve hiçbir şekilde normal doğum şansım yokmuş. İçim cız. Cız giderek büyüyor.

Odama gidiyorum, çok üşüyorum, yorgan örtüyorlar üzerime. Ela geliyor küçük meleğim. Süt hemşireleri inanılmaz. Emmeye başlıyor o minik ağzıyla cuk cuk cuk. Süt geliyor. Epidural nedeniyle henüz ağrı hissetmiyorum ama hareket edemiyorum. Soğuk azalıyor. Kalkıp yürüyorum. Dolaşıyoruz. Tuvalete gidiyorum. Çok hızlı iyileşiyorum, örnek hastayım, sorunsuz bir operasyon geçiriyorum ama. Ama dedikleri gibi değilmiş.

Sanmıştım ki ben, normal doğuma giriyorum ya hani cesur bir insanım ben. Sanmıştım ki prenses sezaryen acıya hiç katlanamayan narin insanlara göre ya hani acısız, dertsiz, dikensiz gül bahçesi. Değilmiş. Canım acıyor. Garip pozisyonlarda emziriyorum bebeğimi. Yatağında ağladığında Sevgili kalkıp alıyor onu. Ben yardımsız kalkamıyorum. Bebeğim kadar benim de bakıma ihtiyacım var. Normal doğum yapmadığım için anne açısından hangisi daha rahat bilemiyorum ama sezaryende tamamen iyileşme uzun sürüyor. Hiçbir terslik olmamasına rağmen.

Eve gidiyoruz, hızlı bir iyileşme var ama kendi kendime doğrularak kalkmam bir kaç hafta sürüyor. Öksürürken canım acıyor. Evde hapşıracak gibi olduğumda çok yaşa diyerek hapşırık önleme oyunu oynuyoruz. İşe yarıyor. Altı ay diyorlar. Altı ay sonra normale döneceksin. Normale dönmek mümkünse. Bu bir ameliyat. Ağır kaldıramazsın, fazla spor yapamazsın. En kötüsü şeklen bir tuhafsın. Göbeğinin orası sanki başka bir yer. Gözümü dikip bakamıyorum hala.

Bugünden bakınca benim durumumda başka bir ihtimal yokmuş, keyfi bir sezaryen değil onu biliyoruz. İçim rahat. Önemli olan sağlıkla bebeği kucağa almak, annenin ve bebeğin sağlığı bu doğru. Öte yandan bir kadın olarak normal doğum yapmayı çok isterdim. O tecrübeyi yaşamayı. Binlerce yıldır olageldiği şekilde.

Özetlemek gerekirse, bugün açısından bakınca insanın içinde acabalar oluyor. Belki 31 Aralık yerine 2 Ocak’ı bekleyebilirdim. Sonuç farklı olabilir miydi? Bilmiyoruz. Verdiğimiz kararın doğru olduğunu öğrenmiş olduk. Eğer miyomun yerleşimi başka türlü olmuş olsaydı muhtemelen şu an başka bir yazı yazıyor olacaktım.

Şunu söylemek isterim, ters yöndeki tecrübeme rağmen miyom sahibi olmak normal doğuma engel değil. Kötü yerleşmedikleri sürece olabilir. PKOS’lu olmak hamile kalmaya engel değil. Sezaryen dikensiz gül bahçesi değil. Sıkı takip, güvenilir doktor, olumlu düşünce. Eğer sezaryen olmak zorundaysanız, epidural, spinal bunları iyi öğrenin ve bir süre normal olarak hareket edemeyeceğinizi bakıma ihtiyacınız olacağını kabullenin. Acı var. Bunu başından bilmek belki süreci kolaylaştırır.

http://ozguranne.blogspot.com

Reklamlar

6 Responses to “Özgür Anne ve Ela’nın Hikâyesi”

  1. blogcuanne Says:

    Doktorunun yaklaşımı gerçekten takdire şayan. Ne mutlu ki onca olumsuz yaklaşımlardan sonra bırak moralini bozmak, seni yüreklendirecek, “zamanı gelsin, o zaman düşünürüz” diyecek, üstelik -maalesef Türkiye’de nadir oluyor bu- 40 haftanın üzerine çıkmanı gerektirecek bir doktor bulmuşsun. Tebrik etmek lazım kendisini…

  2. ozguranne Says:

    Doktorum hem doktor olarak, hem insan olarak gerçekten muhteşemdi. Hem çok sıcak, hem çok bilimsel, benim internetten okuyup da böyle de bir şey varmış dediğim şeylere aa hiç duymamıştım diyip araştıracak kadar kompleksiz… Gerçekten büyük şans. Adını yazalım, Lalehan Kutlay. Tekrar teşekkürler kendisine ve ekibine.

  3. Sadece anne Says:

    Can ters geldiği için mecbur sezaryen olanlardanım.. “Normal” doğuramamak içimdedir hala. Özgür senin dediğin gibi CIZ bazen giderek büyüyor. Doktorum beni panik yapmadan anlattı, 39.haftaya kadar da bekledi. Yogalar, nefesler boşa gitti diyordum, Can’ın sakinliğine etkisi olmuştur diye düşünüyorum şimdi..

  4. Dağlar Kızı Says:

    Okuyunca içim cız etti benim de yine. Ben de son ana kadar hep doğal doğum istemiş, kendimini buna hazırlamıştım. Doktorum ilk kez sezaryen olabileceğimi bana söyledikten 18 saat sonra bebeğim kollarımdaydı.

    Ben de son ana kadar beklemek istemiştim. Son hafta, Ela artık gelmeye hazırdı ama vücudum hazır değildi. Rahmim açılmıyor, hiçbir kasılma ya da yumuşama belirtisi olmuyordu. Ela’nın normal doğabilmesi için hem benim hem de bebeğimin çok hırpalanmasını göze almam gerekiyordu. Nitekim doğum sonrası doktorum normal doğuma başlayabilmiş olsaydık bile sezaryene dönmek durumunda kalacağını, çünkü bebeğin çıkmasının çok zor olacağını söyledi.

    Ben aynı yıl içinde 2 kez düşük yapmış, 1 aşılama olmuş, sonunda mikroenjeksiyon ile hamile kalmıştım. Yani vücudum son 1-2 yıl içinde hem operasyonlardan hem d eilaçlardan dolayı çok fazla yıpranmıştı. Belki bunun da etkisi vardır, bilemiyorum.

    Sonuçta bebeğimi genel anestesi altında sezaryen ile dünyaya getirdim. Sabah sezaryen oldum, öğleden sonra ayağa kalktım, o akşam yatakta oturup gelen gidenle muhabbet ediyordum ve o gece bebeğimi yatağımdan kendim kalkıp, emzirip, yerine yatırdım. Sonrasında da çok kayda değer bir ağrı ya da sıkıntı yaşamadım. Kendimi hep normal olup epizyo nedeniyle çok daha fazla dikiş+sıkıntı yaşayabilirdim diye teselli ettim sıkıntılı durumlarda. Ayrıca bence lohusa birinin normal olsun, sezaryen olsun mutlaka bir süre bakıma ihtiyacı var fiziksel oalrka da psikolojik olarak da.

    Sonuçta herşeye rağmen içimde doğal doğurabilseydim, o hissi yaşayabilseydim duygusu var. Ama doktoruma güveniyorum. Herşey de yolunda gitti. Ben de bebeğim de sağlıklıyız. Üstelik doğumdan tam 3 ay sonra sadece 2 kilo fazlam kaldı.

    Bütün bunlar ve son ana kadar beklemiş olmak, elimden geleni yapmış olmak beni teselli ediyor.

    Doğal doğum için bütün şansınızı zorlayın, ama sezaryen de olabileceği ihtimaline kendinizi hazırlayın, sonuçta tek önemli olan sağlıklı bebek, sağlıklı anne ile bitirebilmek doğum sürecini…

  5. ozguranne Says:

    Sadece anne, evet benim de aklıma gelmişti. Ah nefesler, ah yogalar:) O kadar da pelvisimi hissetmiştim oysa ki…:)

    Ama haklısın, en azından bizi rahatlattı, dinginleştirdi. Öyle bakmak lazım. sevgiler, o cız…

  6. ozguranne Says:

    Dağlar kızı, zor bir süreçten geçmişsin. Bebeği kollarına almak ne güzel. Sen de daha detaylıca yazsan aslında yazı olarak? Belki başkalarına faydası olur. Sevgiler.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: