Ayşenur ve Kuzey’in Hikâyesi, Dr. Hakan Çoker’in kaleminden

Ocak 21, 2010

Aşağıdaki hikâye şimdiye kadar bu sitede yayınlanan doğum hikâyelerinden biraz farklı. Ancak onu farklı kılan hikâyenin gidişatı değil… Bebeği doğuran anne yerine ona destek olan doktor tarafından anlatılmış olması…

Sevgili Hakan Çoker aşağıdaki hikâyeyi Doğal Doğum grubunda paylaştığı zaman burada yayınlamanın çok uygun olduğunu düşündüm. Çünkü hikâye, sağlıklı bebek ve sağlıklı anneyle biten birçok doğum hikâyesi gibi pozitif olmanın da ötesinde bir doktorun bakış açısını yansıtması açısından önem taşıyor. Ayrıca sezaryenin nasıl en son alternatif olarak kullanılabileceğinin de iyi bir örneğini veriyor. Op. Dr. Hakan Çoker‘e bu paylaşımı için tekrar teşekkür ediyorum.

Blogcu Anne

***
Ayşenur ve Kuzey’in Hikayesi
20 Mart 2009
Op. Dr. Hakan Çoker’in kaleminden
Az önce yine bir annenin bebeğine kavuşmasına şahit oldum.

Ayşenur bebeği Kuzey’i doğurdu.

Ancak bu sefer doğum kolay olmadı. O da, bende çok yorulduk.

Yorgunlukla ve yaşadıklarımın yoğun duygularıyla kendimi Marmaris’in masmavi denizine karşı bir kafede buldum. Güneş içimi ısıtıp yoğun duygularımı dinginleştirirken, bir de baktım ki kafe çalışanına döküyorum içimi. Sanki onay bekliyor gibiyim ondan. Yaptıklarımı takdir etmesini bekliyorum. Takdir ve teşekkürdür biz doktorları besleyen. Hele akıntıya karşı kürek çekiyor ve inandıklarınızı yapıyorsanız. Para ikinci planda gelir.

Ayşenur’un günü 2 gün önce dolmuştu. 2 gündür sıklaşan kasılmaları vardı. 2 gün önceki muayenede açılma olmadığından, güvenli bir şekilde evinde istirahat etmesini önerdim. Dün sabah 6 gibi aradı ve kasılmaların sıklaştığını söyledi. Hastanede ebenin yaptığı muayenede 2 santimetre açıklık saptanması üzerine hastaneye yatışına onay verdim.

09:30 gibi odasına girdiğimde Ayşenur ile birlikte 4 çift meraklı göz vardı. İki anne ve iki baba sabırsız ve meraklı gözlerle bir sonuç bekliyorlardı. Hem de henüz her şeyin başındayken. Bir yorum yapmadım. Bu Ayşenur’un seçimiydi. Eşini sordum. “O çok heyecanlı, bizi de heyecanlandırıyor, onu yolladık.” dediler.

Kasılmalar hafifti. Ama her şey yolundaydı. Aktif doğumu beklemeye karar verdik. Dinlenmesini ve mutlaka arada gıdasını almayı unutmamasını tembihleyerek onu doğum eylemiyle baş başa bıraktım.

Akşam 19.00 gibi odaya gittiğimde değişen hiçbir şey yoktu. Doğum aynı yerinde sayıyordu. Ve 4 çift göz daha bir merakla bakıyordu.

Sabah görüşürüz diyerek ayrıldım. Bu arada şunu da belirtmek istiyorum, Ayşenur eğitimlerimize devam ettiğinden bu davranışlarım onun için normaldi. Doğumun kendi seyrine güveniyordu ve zamana saygılıydı.

Aşağıda hastane kapısı önünde eşini gördüm. 3 arkadaşıyla sohbet ederken tipik bebek bekleyen bir baba görüntüsündeydi. Onu da yukarıdaki durum konusunda uyardım. Eşiyle baş başa kalmasının doğumun gidişi açısından daha uygun olacağını söyledim. Kararı onlara bıraktım. Bu onların doğum planıydı.

Gecemin iyi geçtiğini söyleyemeyeceğim. Hastanede bir gebem yatarken hep tedirgin uyuyorum. Diğer tüm doğumcu meslektaşlarım gibi… Evde oluyoruz ama bütün aklımız hastanede kalıyor.

Sabah uyandığımda, hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu ve nasıl bir karar vereceğimi düşünüyordum. Serum takıp doğumu hızlandırsak mı? Yoksa evine yollayıp kendi kendine doğumun hızlanmasını beklesek mi? Bu kararı Ayşenur’la birlikte vermenin daha uygun olacağını düşünürken telefon çaldı. Arayan ebeydi ve tam açıklık olduğunu ancak gebenin çok yorgun olduğunu anlatıyordu. Ayşenur’un yorgunluğuna şaşmamak gerek, 2 gündür uyumuyor, hatta yalnız bile kalamıyordu.

Hastaneye gittiğimde herkes sakin bir şekilde beni bekliyordu. Muayenede gerçekten tam açıklık olmuş, bebeğin başı doğuma 3 santimetre kalacak şekilde aşağı inmişti. Ancak ters giden bir şey vardı. Güzel ıkınmalara rağmen bebeğin başı aşağı inmiyordu. Oysa bebek çok da büyük değildi. Daha dikkatli bir muayenede arkadaki kuyruk sokumu kemiğinin çok daha fazla belirgin ve çıkıntılı olduğunu fark ettim. İşte o anda Ayşenur bana bunun sebebini açıkladı. Çocukken düşmüş ve o bölgede çok ağrı olmuştu. Belli ki kuyruk sokumu bu düşme sonucu kırılmış ve iyileşirken orada bu kemik dokusunu bırakmıştı. Daha önce yaptığım muayenede de bu kemik dokuyu fark etmiş ancak doğumu engelleyebileceğini düşünmemiştim, çünkü bebek çok büyük değildi.

İşte bu aşamada yine zor kararların verileceği dakikalar yaklaşıyordu. Bebek şimdilik iyiydi ancak ıkınmalara rağmen doğum ilerlemiyordu. Ayşenur da iyice yorulmuştu. Ne yapmalı? Vakumla doğum denenebilir. Veya direkt sezaryen kararı verilebilirdi.

Böyle durumlarda genellikle odadan çıkıyor ve koridorda kendimle baş başa kalarak bir karar veriyorum. Doğal doğum güzel ancak bebeğe zarar verilerek yapılan bir doğum yerine sezaryeni her zaman tercih ediyoruz. Bende saatlerce düşünmüşüm gibi yorgunluk yaratan bir-iki koridor turundan sonra doğum odasına döndüm.

İlk işim bebeğimiz Kuzey’e nasıl olduğunu sormak oldu. Kuzey o güzel kalp atışları ve dışarıdan bile görünen ayak tekmeleri ile bana hazır olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Kuzey’le anlaşıp bir ekip olduktan sonra sıra Ayşenur’daydı. Ona durumu anlattım. Ve birkaç pozisyon değişikliği sonrası karar vereceğimizi söyledim. O zaten tam teslimiyet içindeydi ve bana sonuna kadar güveniyordu. Bu ikimiz için de çok güzel bir duyguydu.

Tüm yorgunluğuna rağmen ondan ayağa kalkmasını ve çömelerek ıkınmasını rica ettim. Beni kırmadı. İki kişi koltuk altlarından ona destek oldu. Çömelerek ıkınmalar işe yarıyordu. Ayşenur’a ayrı bir güç ve kendine güven gelmişti. 3- 4 ıkınma döneminden sonra tekrar muayene ettiğimde bebeğin biraz aşağı indiğini ancak bu küçük ama önemli kemik parçasını geçerken zorlandığını fark ettim. Ayşenur artık yorgundu ve daha güçlü ıkınması mümkün gözükmüyordu.

Kuzey hala içerde neşeli ve heyecanlıydı. Dışarıda olup bitenin sanki farkındaydı.

Ben bu bebeklerle konuşma işini sık sık yaparım. Bazen çok güzel yol gösterici olurlar.

Sonunda Ayşenur’a her şeyin yolunda olduğunu, vakum takarak bebeğine ve ona yardımcı olmayı planladığımı söyledim. Diğer alternatif sezaryendi. Onun da onayı ile vakumlu doğuma karar verdik.

Vakum aletini yerleştirip ilk denemeden 2-3 saniye sonra Kuzey kolayca o kemik dokusunu aştı. Vakumu derhal çıkardım. Geri kalanını Ayşenur kendi halledebilirdi. Nitekim öyle de oldu. 10 saniye sonra Kuzey başını çıkarmıştı bile. Omuzlar da aynı darlıktan geçtiği için Kuzey’i biraz zorladı. Ancak uygun manevralarla bu aşama da başarıyla atlatıldı.

Kuzey artık elimdeydi.

Gönlüm onu derhal annesinin kucağına bırakmak isterdi. Ancak ne de olsa zor bir doğum tecrübesi geçirmişti. Isıtıcı altında çocuk doktoru tarafından muayene edildi. Kalbi dikkatlice dinlendi. Akciğerleri kontrol edildi. Uyarılarla nefes alması ve ağlaması gittikçe artmaya başladı. Bu sırada Ayşenur büyülü gözlerle Kuzey’i inceliyordu. Rahattı. Güven duyuyordu. Her şeyin iyi olduğunu biliyordu. Ona sesiyle destek oluyordu.

Kuzey, iyi ve güvende olduğu tespit edildikten sonra annesinin kucağına kavuşturuldu.

İşte o anda yine beklenen oldu. Kuzey annesinin göğsüyle buluşur buluşmaz rahatladı, kendini bıraktı, ağlaması azaldı ve bitti. Sessizce annesini o güzel gözleri ile incelemeye başladı.

Bu arada ben hala terlemeye devam ediyordum. Ayşenur’da müdahaleye bağlı küçük yırtıklar vardı. O, bebeği ile bağ kurarken ben dikişlerini bitirdim. İlginç olanı, anestetik madde kullanmamamıza rağmen, Ayşenur hiç ağrı hissetmedi.

Doğumdan sonra hemşire odasında oturdum kaldım. Yine zor bir karar almış, mutlu sonla noktalamıştım. Ama her doğumda olduğu gibi duygusal anlamda zorlanmış ve yorulmuştum. Odaya gelen kadın doğumcu arkadaşımdan, beni sezaryenin güzellikleri ve herkese planlı sezaryen yapmanın avantajları konusunda ikna etmesini istedim. “Beni bu doğal doğum sevdasından vazgeçirecek bir kurtarıcı arıyorum.” dedim. Her zor doğumdan sonra bunu hissediyorum. Tabii, güldü, geçti.” Eline sağlık, tebrikler. Geçmiş olsun” dedi.

Ben her zor doğumdan sonra “Keşke sezaryen yapsaydım” çelişkisini yaşarken, gebeler de iyi ki sezaryen olmamışım duygusunu yaşıyorlar.

Dışarıda yoğun bir kalabalık bekliyordu. Meraklı gözler doğal olarak oradaydı, tebrik etmeye ve farkında olmadan anne-baba-bebek bağlanmasını bozmaya gelmişlerdi. Aileye ve hemşirelere odaya 2 saat boyunca babanın dışında kimsenin girmemesini istediğimi söyledim. Kuzey’in onlarla tanışmaya ihtiyacı vardı ve bunun başkaları tarafından bozulmasını istemiyordu. Annesini kimseyle paylaşmaya niyeti yoktu.

Kurslarımda doğal doğumu ve mümkün olduğunca müdahalesiz doğumu anlatıyorum. Ancak diğer yandan müdahaleler ve bunların gerekleri konusunda da çiftlerimizi bilgilendiriyorum. Tamamen müdahalesiz bir doğuma odaklanmak, birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Bu yüzden amacımızın gerekirse müdahalelerin de olduğu, sağlıklı bir doğumun olduğunu vurguluyorum.

Bu doğumda da birçok müdahale yapıldı. Vakum takıldı, epizyotomi yapıldı, bebek derhal anne kucağına konulamadı. Ama hepsi yerinde ve gerekli kararlardı. Doğum sonrası anne, bebek, baba hepsi mutluydu. Coşkuluydu.

Hepinize mümkün olduğunca müdahalesiz, sağlıklı, doğumlar diliyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: