Bahar ve Güneş’in Hikâyesi

Şubat 1, 2010

~ 18 Haziran 2008, Providence, Rhode Island, ABD ~

Normal doğum istiyordum. Bir arkadaşım şöyle demişti: “sezaryen olan ablam 1 ay yataktan kalkamadı, bebeği taşıyamadı. Ben ise ertesi gün kucağımda bebekle ortada geziniyordum.” Doktorumun muayenehanesinde 12 doktor ve 6 ebe ortak çalışıyorlardı. Ebelik benim aklımdaki ‘köydeki yaşlı teyze’ imajından uzaktı. Önce hemşirelik eğitimi, ardından master ile normal doğumda uzmanlaşıyorlardı. Doktorlar ise tıp fakültesinde çok dolu bir eğitim programları olduğu için acil durumlara ve cerrahiye yoğunlaşıyorlar, birçoğu doğal-müdahalesiz doğum nedir bilmiyordu, çünkü izleyecek fırsatları olmuyordu. Ebeler gerçekten daha deneyimlilerdi normal doğum konusunda.

Meraktan bir sonraki randevumu ebeden aldım. “Biz normal doğum için gereken tıbbi bilgi ve yardım yanında doğum esnasında sürekli yanında bulunup psikolojik destek de veriyoruz ve doğumu her açıdan rahat ve tatmin edici geçirmen için elimizden geleni yapıyoruz” dedi. Hamilelik takibi, ultrason vb. testler aynı şekilde devam edecekti. Normal doğum ve gerekirse epidural ve epiziyotomi yapabiliyorlardı. Doğumda 6 ebeden hangisi nöbetçiyse o gelecekti, aynı şekilde doktorlardan da 12 tanesinden biri acil bir durum olursa girecekti. Hem ebe benimle yüzde yüz ilgilenecek yardımcı olacak hem de ihtiyacım olursa emrimde doktor! Doğum yapanlardan biliyordum; doktor en son bebek çıkarken yakalamaya son 5-10 dakikada giriyordu, hemşire ile yalnızdınız. Daha sonra da hamilelikleri sırasında doğumu düşündükçe doktordan ebeye geçiş yapan birçok arkadaşım oldu.

Doğal doğumu denemeye karar vermemdeki en büyük etken iğneden korkmamdır. Epiduralin kocaman bir iğnesi var ve acıtıyormuş. Epiduralin yeni öğrendiğim bir yan etkisi de belden aşağısı tutmadığı için ıkınma sırasında anne hissedemeden yanlış ıkınıp yırtıklara yol açabiliyordu; epiduralsiz olunca yırtıksız ve kesisiz (epiziyotomi) doğurma şansı daha fazlaydı. Her ilaç gibi başka yan etkileri de olabiliyor. Doğum kurslarından Lamaze hastane tarafından bir günlük ders olarak verildiği için doğal doğum için yetmeyebilirdi; epidural sezaryen falan nedir, hastanedeki prosedür nedir onları öğretiyordu. Bradley ve Hypnobirthing kitaplarını alıp bir hafta sonunda okuyup bitirdim. Hypnobirthing eğitmeninin doğum hikâyesini okudum. O da iğneden korktuğu için bu metodu seçmişti! Bu hikâye doğal doğumun ille de travmatik korkunç acılı bir şey olmadığı konusunda, bu işin epiduralsiz de yapılabileceği konusunda bana biraz güven verdi. Doğal doğumu beceremesem bile bu kursla hiç olmazsa iğne korkumu yenerim diye düşündüm.

Hypnobirthing (hipnodoğum) tahmin edeceğiniz tarzda birinin sizi hipnotize etmesi, sonra bir şey hatırlamamak falan gibi bir şey değil. Annenin kendi kendine telkin ile korkularından arınması ve gevşemesi amaçlanıyor, tamamen bilinci yerinde olarak doğuma odaklanıyor. Hissedilen ağrının korkularla arttığı, korkan beynin salgılattığı stres hormonlarının da doğumun gidişatını etkileyerek zorluklara yol açtığı anlatılıyor. Ağrısız, kolay ve çabuk doğumlar, bebeklerin huzuru örnek gösteriliyor. Baştan aşağı gevşeme yöntemlerini neredeyse her gece yaptım. Hem doğuma hazırlık hem de gevşeyip uyumamı, stressiz rahat bir hamilelik geçirmemi sağladı. Doğum korkum yok oldu diyebilirim, kendimi hazır hissediyordum. Tek stresim bebeğimin pozisyonu oldu, 37,5 haftaya kadar enlemesine-yan pozisyondaydı, sezaryen olacağımdan korkuyordum. Her şeyi denedim döndürmek için, bu da başka bir yazı konusu. Sonunda 37,5 haftada önce makat duruşa geçti sonra bir gecede baş aşağı döndü, zaten bebeklerin çoğunluğu en geç doğuma kadar dönermiş.

39+6. günün sabahı 6’da kalktığımda suyum geldi. Eşimle biraz daha dinlendik enerji toplamak için. Sabah 8’de muayenehaneyi arayıp nöbet hattına mesaj bıraktım, nöbetçi ebe geri aradı. Suyumda genelde temiz görünmesine rağmen çok hafif bir sarımsı parçalar vardı, mekonyum olabileceğini söyledi (bebeğin kakası, bebek strese girmiş olabilir, normalde yeşilimsi koyu renk olur). Sabah 10.30’a muayenehanede randevu verdi. Randevuda 20 dakika boyunca bebeği dinlediler. Hala kasılma yoktu ve bebeğin kalbi çok düzenliydi, yani stres yoktu. Açılma yoktu, maksimum 1 santim ve cervix (rahim ağzı) arkaya dönüktü (öne dönmesi lazım).  Kısacası doğuma hazır değildim. Yine de fazla acele etmeden hastaneye gitmem söylendi.

37 haftadaki Strep B testinde pozitiftim ve doğurmadan önce en az 8 saat damardan penisilin-antibiyotik almalıydım. Hastanede 3-4 saatte bir rahim ağzını yumuşatacak ilacı (mesoprostil) ağızdan vereceklerdi (Strep pozitif olduğum ve su geldiği için vajinadan ilaç/muayeneyi minimuma indirmiştik). Bu sırada sürekli monitörlere bağlı olmam gerekiyordu bebeğin izlenmesi için. Yarına kadar doğum başlamazsa suni sancı (pitocin) verilecekti. Doğumum en istemediğim şekilde başlıyordu. Hastaneye mümkün olduğu kadar geç gitmek istiyor, hareket kısıtlayan serum (=iğne!) ve monitöre bağlanmak istemiyordum. Suni sancılar daha şiddetliydi ve muhtemelen epidural gerekecekti. Hastaneye gittiğimizde akşamüstü saat 5-6 olmuştu. Serum ve monitorler takıldı. Akşam yemeğini yiyip eşimle gevşemeleri yapmaya, rahatlatıcı müzikleri dinlemeye devam ettik. Bu arada nişan da gelmişti – bu da doğumun zamanı konusunda bir şey belirtmiyor.

Tam 40. haftada sabah 10’da en düşük dozla pitocin başladı. Her yarım-bir saat sonra dozu biraz daha artırıyordu ebe benim de onayımla. Bu arada bebeğin baş aşağı durduğundan emin olmak için bir kez ultrason yaptık. Saat 12 gibi regl ağrısına benzeyen düzenli kasılmalar başlamıştı. Eşimle derslerde öğrendiğimiz bel masajı ağrıyı direk kesiyordu. Müzik dinleyip yatarak gevşemek istiyordum ama ebe yürümemi istedi. Telsiz monitorler takıldı,  serumu tutan tekerlekli direği yanımda sürükleyebiliyordum; böylece hastane koridorlarını turlamaya başladım. Kasılma geldiğinde eğilip duvar kenarındaki rayları tutuyordum ve eşim belime baskı uyguluyordu; neredeyse hiçbir şey hissetmiyordum çok etkiliydi. Ebe havadan sudan muhabbet ediyordu bizimle aralarda. O ana kadar yanımdan ayrılmayan acıkan eşimi de öğle yemeğine kantine yolladım enerji toplasın diye. Ben o noktada artık açlık hissetmiyordum.

Saat 14.00 civarı özel duşlu ve tuvaletli pencereli aydınlık büyük bir doğum odasına geçtik. Hemşire benim doğal doğum arzum üzerine bizi oraya geçirmek için uğraşmıştı. Kasılmalar artık daha yoğundu ve ciddileşmişti, aktif doğum şimdi başlıyordu; artık havadan sudan konuşamıyordum, doğuma yoğunlaşmıştım. Ebe bana ha bire meyve suları içiriyordu kamışla. 14.00-16.00 arasını süper hemşiremizin önerisiyle duşta belime sıcak su akıtarak, yogadaki çocuk pozu ya da dört ayak üzerinde gidip gelerek, zaman kavramını kaybederek, nefeslerime yoğunlaşarak geçirdim. Hemşire bana su geçirmeyen telsiz monitor bağlamıştı, serumlu elime ekstra bandajlar takmıştı. Biraz ıslanmıştı ama idare ediyorduk. NST benim hareketim dolayısıyla oynarsa arada gelip usulca belimdeki bandı düzeltiyor ve bu şekilde kalp atışlarını takip ediyordu, her şey normaldi. Banyoda ışıkları kapatıp evden getirdiğimiz müzik ve hypnobirthing’den alışık olduğum ayaktan başa doğru gevşeme ve ‘doğumum çok kolay olacak çünkü çok sakin ve gevşeğim’ tarzı telkin kayıtlarını tekrar tekrar dinliyordum ve nefes alıyordum.

16-16:30 civarı banyodan çıkarken “artık pitocini kapatın, çok fazla geliyor” dedim. O noktada bir anlığına kendi kendime “sezaryen olsam” diye düşündüm, sonra da bu düşüncemi unuttum! Bu arada banyoyu su basmıştı, temizlediler. Hayal meyal hatırlıyorum, hiç ilgilenmedim bile. Odada ayaktaydım, kasılma sırasında yatağa eğilip tutuyor ve kalçamı sağa sola sallıyordum dans eder gibi. Eşim bel masajımı hiç aksatmadı sağ olsun, çok işe yarıyordu. Ebe benim bel ağrım nedeniyle (her şeyi belimde hissediyordum) bebeğin sırtının benim belime dönük olduğunu söyledi. Normalde bebeğin ensesinin göbeğime dönük olması gerekiyor, bu yüzden belime kafatası ve omuriliğiyle çok baskı yapıyordu. Birkaç kasılmayı ebenin tavsiye ettiği pozisyonlarda geçirdim (ayakta sırayla bir bacağımı yatağa atıp eğilerek) ve oldukça ağrılı birkaç kasılma geçirdim. Sonra her şey normale döndü, anladık ki bebek de döndü.

Bu arada kustum ve bunun üzerine ebe pitocin dozunu kıstı ve kasılmalar biraz rahatladı, hatta araları çok az açıldı. Kustuğum için korkmamıştım çünkü Bradley kitabında açılma devresinin sonlarında geçiş döneminin belirtisi olabileceğini okumuştum doğumun ilerlediğinin göstergesiydi. Ben tekrar dozu arttırsın istemiyordum, bundan sonra doğal kasılmalarla devam edebilirdim ama bu noktada ebe beni muayene etmek istedi, eğer açılma azsa doğumu yavaşlatmak istemiyordu. Saat 17.15’te hamileliğim boyunca ikinci vajinal muayenemi oldum. 7 santim açılma olmuştu ve artık rahim ağzı yumuşak ve öne dönüktü. Doğrusu durum çok iyi denmesine rağmen bana az görünmüştü çünkü ben gücümün sonuna geldiğimi düşünüyordum; hislerim doğruymuş meğer sona yaklaşıyormuşuz. Birçok anne bu noktada pes edebilir-epidural ya da sezaryen ister. Bunun bir dönüm noktası olduğunu ve geçiş dönemi belirtisi olduğunu bilmek lazım.

Bu arada kendi ebem doğuma girdi. Eşim de ben de sevinmiştik. Yine yatağı tutarak ayakta hafifçe eğilerek kalçamla daireler çiziyordum. Kasılmalar çok sık geliyordu (1-2 dakikada bir) ama en kötüsünde bile kısa bir ara vardı. Doğumun en güzel yanı da bu. Bunu herkese sürekli söylemek istiyorum. Evet zor, yoğun, ama arada dinlenip enerjinizi bir nebze toparlayabildiğiniz bir an yaratmış doğa. Bu sayede dayanılıyor. Eğer konsantre olup nefeslerimi öğrendiğim gibi güzel yaparsam gerçekten hafif geçirebiliyordum ama arada nefesi beceremediğim paniklediğim kasılmalar da oldu birkaç tane. Tamamen tek bir kasılmaya o ana konsantre olmak ve ne gerisini ne ilerisini düşünmemek lazım, birer birer gidiyorlar. Nefes verirken inliyordum, sesli nefes daha rahatlatıcı geliyordu. Paniklediklerimde ebem öyle değil böyle ses çıkar deyip elimi tutarak çok güzel yön verdi, ağrım hafifledi. Blogcu Anne’nin benzetmesini çok beğendim, gerçekten öyle; tenisçilerin çıkardıklarına benzeyen seslerle nefes vermek iyi geliyor, çünkü vücut çok yoğun bir spor aktivitesindeki gibi çalışıyor, terliyorsunuz.

Bir yandan da tuvaletim gelmişti. Baskı hissediyordum, bu yüzden rahatlamak için yavaş yavaş itiyordum/ıkınıyordum (daha yeni 7 santim olmama rağmen-takmadım ve içimden ne gelirse ne hissedersem onu yaptım), yani hypnobirthingdeki aşağı doğru nefesler ile perineumu gevşetiyordum, yani nefes tutup bütün güçle aktif zorlama değil. Ben bağırsaklarımda sorun var diye düşünürken bir elimi attım bebeğimin saçlı kafasını hissettim. Bebek geliyor! dedim. Gerçekten o noktaya gelmemize çok şaşırmıştım. Ebem hemen etrafa hemşireye emirler yağdırmaya başladı oda doluverdi. Ebem “ayakta mı doğuracaksın” deyince bari yatağa çıkayım dedim, dört ayak üzerinde. Böyle rahat edemeyip dizlerimin üstünde doğruldum. Birkaç kasılma sonra bebek doğdu ve o saniyede muhteşem bir rahatlama duygusu sardı bedenimi, içim boşalmış baskı birdenbire yok olmuştu. 7 santimden sadece 45 dakika sonra, 18:06’da. Tam kafası geçerken acıyacak gibi olunca iyice yavaşladım, neredeyse tuttum onu orada; bebek kendiliğinden yavaşça kaydı çıktı, daha sonra kafasını yana kendisi döndürdü ve omuzlarını çıkardı. Aynı seyrettiğimiz filmlerdeki gibiydi kendimi dışarıdan seyrediyor gibi hissettim, beyaz sıvısıyla kaplı minicik vıcık vıcık kaygan ve hafif morumsu bir bebecik. Hemen dönüp sabahtan beri ilk kez yatağa oturdum ve bebeğimi kucağıma aldım, kordon hala içimdeydi. Şaşkın ve mutluyduk. Ebem önce eşime sonra bana kordonu kesmemizi teklif etti, şaşkınlıktan istemedik. Kordon artık plasentadan kan pompalamıyordu o yüzden kesilebilirdi (bizim istediğimiz gibi bekledi ebe). Ben olaya inanamama şokundaydım, gözyaşları içindeki eşimle ebem birbirlerine sarılıp tebrik ediyorlardı. Sonra ebenin direktifiyle birkaç ittirmede (ıkınmada) kolayca plasenta çıktı içimden kocaman kaygan ciğer gibi bir organ! En son olarak ebem muayene etti yırtık var mı diye ve YOK! En sevindiğim kısım burasıydı! 8 hafta boyunca düzenli yaptığımız perine masajları işe yaradı, oley!

Sağlıklı 3.345 kg 51 santimlik bir tanecik güzel kızım ilk bir saatini göğsümde geçirdi, bize cin gibi baktı, meme emdi. Hiç ağlamadı. Tenindeki beyaz sıvıyı emilmişti bile; yıkanmadan tertemiz ve yumuşacık olmuştu. Sonra aynı odada yanımızda kontrolleri yaptılar, tarttılar, gözüne koruyucu krem sürdüler, K-vitamini iğnesi yapıldı. Eşim ve annem de bol bol kucaklarında tuttular sevdiler. Herkes çok sevinçliydi. Bu arada büyük bir iştahla bana gelen akşam yemeğini sildim süpürdüm. En sonunda akşam 21 civarı güzel doğum odamızdan ayrılıp akşam kalacağımız odaya geçtik. Ebem çabuk iyileşeceksin istersen yarın sabah eve çıkabilirsin dedi. Odaya çıkınca hemşire yanımızda bebeği yıkadı, uzun saçları şampuanlandı. Odamızda beraber yatacaktık. Gece 1’de hala ben eşim ve bebeğimiz heyecandan uyuyamıyorduk, bize cin gibi bakarak inceliyordu minik kızımız. Biz de onu. İnanamıyorduk.

Sonuç olarak çok harika bir doğum geçirdim. Her anneye böyle mutlu bir doğum dilerim. Ben yapabildiysem herkes yapabilir. Ertesi gün 10 tane daha doğururum diyordum. Eşimle hamileliği ve doğumu zorluklarıyla ve coşkusuyla beraber başarmak bizi iyice birbirimize bağladı. Benimle gurur duyduğunu söylüyordu. Bir ay sonra kontrole gittiğimde ebem doğum yapmamış bir kadından farkın yok, tamamen iyileşmişsin, ve doğumunda ne kadar doğaldın kendini kasmadın gevşettin aferin dedi! Oldukça kolay ve çabuk bir doğumdu, hele ilk doğum için; şanslıydım. Suyum geldikten 36 saat sonra doğurmuştum, mekonyum vardı, başkalarının elinde belki de sezaryen olacaktım. Suni sancı verilmesi ile kasılmaların başından sonuna tam 8 saatti. Ama toplamda ciddi kısmı 4 saat falan sürdü, en zor-yoğun kısmı da sadece son iki saatiydi. Öyle harika bir sonuç için iki saat, dört saat nedir ki. Harika hemşiremizin, ebe(leri)mizin ve eşimin çok yardımını gördüm ve iyi ki de eğitimlere gitmişiz dedim. Bütün bunlar olmadan bu doğumu istediğim gibi gerçekleştiremeyebilirdim. Bunu yaptıysam artık her şeyin üstesinden gelebilirim diye hissediyorum, sanki artık bambaşka biriyim. İnanılmaz bir güç, baş döndüren bir mutluluk, annelik için muhteşem bir başlangıç.

Hikâyemin annelere örnek olmasını ve cesaret vermesini umuyorum, o yüzden bu bloga yazdım. Her kadının içinde kendinin bile bilmediği büyük bir güç var. Vücudunuza ve doğaya güvenin. Doğum ve bebek bakımı konusunda bilgilenin, okuyun, araştırın. Toplumun beynimize işlediği korkuları yenmek için elinizden geleni yapın. Doğum bir hastalık değil. O yüzden de mutlak bir tedavisi yok. Örneğin apandisit ameliyatı zorunludur ama doğumu istediğiniz gibi yaşamak mümkün. Herkesi tek bir kalıba sokarak aynı reçeteyi veren, her doğumda sezaryen, epiziyotomi, suni sancı vb. müdahalelerde bulunan, annenin hareketini, yeme içmesini engelleyen doktorlardan ve hastanelerden uzak durun. Doktorunuzu, hastanenizi bilinçli seçin, isteklerinizi erkenden konuşun, son anı beklemeyin ve eğer size gerekli güveni vermezse geç bile olsa değiştirmekten korkmayın. İçinize sinen kişilerle doğum kendinize ve bebeğinize borcunuz. Acil bir durum olursa onların kararlarına güvenebilmelisiniz. Doğum bambaşka bir uzmanlık ve bakış açısı gerektiriyor. Her doğum, her kadın, her bebek farklı. Herkes her şeyi bilmeyebilir, kendiniz ve bebeğiniz için en iyisine siz hislerinize güvenerek karar verebilirsiniz. Doğumdan sonra bebeğinize nasıl bakacaksınız, çocuğunuzu nasıl yetiştireceksiniz, her şey sizin elinizde. Doğum sizin ve bir kere yaşayacaksınız: en iyisi hakkınız.

Reklamlar

17 Responses to “Bahar ve Güneş’in Hikâyesi”

  1. blogcuanne Says:

    Ne kadar güzel bir doğum hikayesi! Ebe ne kadar tecrübeliymiş ki suni sancı vermelerine rağmen epidural alacak raddeye gelmemişsin. Çok teşekkürler bu güzel paylaşım için…

    • Bahar Says:

      Evet dogrusu ben de sasirdim. Suni sanci normal sancidan siddetli oldugu icin epidural kesin gerekecek diye kendimi hazirlamistim hatta. Hypnobirthin egitiminin ve nefeslerin cok faydasini gordum, panik olmamayi ve agriyi hafifletmeyi o sayede basardim. Acilma-Dogum da cabuk ilerledi, uzasaydi belki yorulacaktim o zaman epidural gerekebilirdi.

  2. Ceren Says:

    Tebrik ediyorum Bahar. Ben de normal dogum istiyordum,i dogum sirasinda bebegin kalp atislarinin gtimesi dolayisiyla acil sezeryan oldum. Bebegi cevirmek icin neler yaptim demissin ya senin ne cilginliklar yaptigini merak ettim. Ben de ayni yollardan gectim. Bebegim karnimda tam bagdas kurmustu, ve 37. haftanin sonuna kadar denedigim herseye ragmen kendim ceviremedim. 38. haftanin sonunda dktorum disaridan mudahale ile cevirdi. Gel gor ki ben sezeryandan kacamadim.

  3. Ayca Says:

    Kendim doğurduğumda geçer zannediyordum ama her hikayede hala gözlerim doluyor. Ne güzel bir doğum hikayesi:) Doğum olduğu an o insanın içinin boşalması, rahatlama hissi inanılmaz gerçekten. tek dileğim bir gün Türkiy’de de doğumun bu şekilde grçekleşmesi için destekleyici hastaneler, doktorlar ve ebeler olması. Sevgiler,

    • Bahar Says:

      Cok tesekkurler Ayca. Benim de her hikayede gozlerim doluyor, daha beteri tekrar dogurmak istiyorum bu hikayeleri okudukca 🙂
      Ben de umuyorum ki Turkiyede durum iyilesecek. Ne yazik ki hala duyuyorum ornegin suni sanci verilip de monitorle yataga yatirilan hareketine izin verilmeyen yiyip icemeyen anneleri. Saglikta bircok konuda cok gelismis olmamiza ragmen normal dogum konusunda en az 25-30 yil geriden gidiyoruz. Bu yil hesabini soyle yaptim, benim hastanede dogurmak icin dogumhaneye gitme ve ameliyat masasina yatirilma islemi ebelerin lobisi ile 1986’da bitmis ve anneler hem sanci hem dogumu hem de sonrasini ayni odada gecirip istedikleri pozisyonda dogurmaya baslamislar ve dogal dogum icin ev gibi dosenmis alternatif dogum merkezi de o yil acilmis.

  4. suheyla Says:

    canim baharcim,
    gozlerim dolarak okudum.derinden etkilendim.keske dedim ben dogum yapmadan da boyle bir deneyimi bilebilseydim:)seni,denizi ve leylayi kutluyorum.muthis bir “is” cikarmissiniz, adim adim, farkindalik, bilgi ve sevgiyle elele.
    hep oyle olun.

  5. Bahar Says:

    Sagol canim 🙂

  6. Onur Says:

    Abla,
    ne kadar harika yazmissin – minik Leyla’nin dogum hikayesi beni cok duygulandirdi. Umarim ilerde (olursa) benim esim de senin gibi dogum yapmayi secer.
    Opuyorum – yakinda gorusmek uzere.

  7. Nevin Says:

    Bahar,
    Ebru’nun yazdigini okumustum meger senin de yazin varmis burada 🙂 Cok guzel anlatmissin ve cok cesaret verici bir dogum yasamissin.

  8. ZeynepA Says:

    Baharcigim, nedense atlamisim ben senin dogum hikayeni? Gormemisim bugune kadar? Arada boyle hatirlatmalar iyi oluyor demek 🙂

    ne kadar benzeyen bir hikayemiz varmis meger!? Okudukca insanin tekrar dogurasi geliyor. Ben artik bu siteye girmemeyi dusunuyorum zaten 😛

    Gunes bebekle tum ailene mutluluklar diliyorum!!!

  9. baharb Says:

    Zeynepcigim cok sagol, valla senin muhtesem ssvd maceranin yaninda bu birsey degil 🙂 Ama haklisin ben de yeni hikaye okudukca dogurasim geliyor!

  10. melek Says:

    hamileliğimin basindan beri onlarca site gezdim. ama içlerinde bu kadar doğal ve samimi bu kadar cesaretlendirici hikayeyi bir arada görmedim.

    Baharcım sen ve yazan diğer tüm anneler için,
    Harikasınız kızlar, dilerim bende böyle bir hikaye eklerim diyorum.

    37+5 deyiz gün sayıyoruz minik kızımla, şu anda tek isteğim normal doğum ile sağlıklı bir bebeğim olsun.
    Benim ve tüm anne adaylarının..


  11. Harikasın arkadaşım.. Tebrikler.. Mükemmel bir yazı olmuş…


  12. […] yazı, daha önce doğum hikâyesi burada yayımlanan Bahar Bilgen Baç tarafından kaleme […]

  13. esra Says:

    merhaba Bahar,doğum hikayeni büyük bir mutlulukla okudum darısı başıma diyorum.hele ki o yırtılma yok kısmına bayıldım,yalnız perine masajının nasıl yapıldığını yazarsan çok memnun olurum.sana ve bebişine sağlık,mutluluk diliyorum


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: