Işıl ve Defne’nin Hikâyesi

Nisan 13, 2010

Defne’nin doğum hikâyesine başlamadan önce hayatımızın o dönemi hakkında bilgi vermeliyim.

Eşimin işi dolayısıyla ben 26 haftalık hamileyken İngiltere’ye yerleştik. Buradaki sağlık sistemi Türkiye’dekinden çok farklı. Hamilelik süresince kadın doğum uzmanları yerine ebelerle görüşüyorsunuz. Sadece, bir problem olması halinde sizi doktora yönlendiriyorlar. Hamilelik normal seyrediyorsa bütün hamilelik boyunca sadece 12. ve 20. haftalarda ultrasona giriyorsunuz. Doğumları da yine ebeler yaptırıyor, doktorlar bir komplikasyon halinde olaya dahil oluyorlar. Önceden kararlaştırılmış sezaryenle doğum çok çok nadir. Sezaryen, anne ve bebek için gerçekten gerekli ise başvurulan bir çözüm.

Biz de buraya geldikten sonra buradaki sağlık sistemine dâhil olduk. Hamileliğim normal seyrediyordu, ben de normal doğum istiyordum. Buradaki hastanede suda doğum seçeneği olduğunu da duyunca çok sevindim. Suda doğum fikri bana her zaman çok ilginç gelmişti.

Hamileliğimin son haftalarında doğumun gerçekleşeceği hastanede aktif doğum kursu aldım. Hastanede normal doğum bölümünün haricinde bir de “evden eve” diye adlandırılan bir bölüm var. Burası gerçekten bir ev odası gibi dekore edilmiş. Hastane atmosferinden çok daha sıcak. Bu odalardan biri de suda doğum için havuzlu. Suda doğum yapabilmek için en az 37 haftalık hamile olmanız gerekiyor. Ağrı kesici olarak kullanılan epidural bu ünitede yok, pethidine kullanırsanız havuzda doğuramazsınız, bir de “gas and air” (entonox) dedikleri bir ağrı kesici var, sadece onu kullanabilirsiniz.

Bütün bu bilgilerin ışığında hamileliğimin 38. haftasına gelmişken, bir gün nişan geldi. Artık doğumun yakında olacağını biliyor, vücudumun vereceği tüm sinyallere dikkat etmeye çalışıyordum. Üç gün sonra, gece tuvalete kalktığımda suyumun gelmekte olduğundan şüphelendim. Sabah hastaneyi aradım, bana saat 11.30 için randevu verdiler. Sancım yoktu. Yine de ne olur ne olmaz diyerek hastane çantamı yanımda götürmeye karar verdim. Baktım çanta çok ağır, bebeğin eşyalarını çıkardım. Doğum başlarsa, eşim eve gelir bunları getirir diye düşündüm. Bu arada, eşim işyerinde, ben tek başıma taksiye atlayıp hastaneye gittim. Randevum saat 11.30’da ama bana sıra geldiğinde saat 12 olmuştu. Ebe tansiyonumu ölçtü, NST’ye bağlandım. Her şey normaldi. Henüz sancılarım başlamamıştı. O yüzden ebe bana eve gitmemi, gece boyunca hiçbir şey olmazsa, ertesi sabah 8’de gelmemi söyledi. Suyum patladığı için enfeksiyon riski olabileceğini, doğum kendi kendine başlamazsa suni sancıyla doğumu başlatmak durumunda olduklarını belirtti. Biz bunları konuşurken saat 14.30 oldu ve ilk kez çok şiddetli bir sancı hissettim.

Eşim ertesi gün şehir dışında olacaktı. İngiltere’de de yakın akraba ya da arkadaşımız olmadığı için ebeye hastanede kalabilir miyim dedim ama kabul etmedi. Bu arada, ebe benim İngiltere’de hiç ultrasona girmemiş olduğumu fark etti ve bana ultrason için acil bir randevu alacağını söyledi. Plasentanın düşük olup olmadığına bakılması gerektiğini söyledi. Onun sonucuna göre ya eve gidecektim ya da hastanede kalacaktım. Saat 15.40 için bana bir randevu ayarlandı.

Ben beklerken sancılarım arttı ve çok şiddetlendi. Eşimi arayıp durumu bildirdim ultrasondan çıkınca gelip hastaneden beni almasını rica ettim. Beklerken sancılarım o kadar arttı ki, o halde bekleme odasında oturmak istemedim. Bana başka bir yer göstermelerini rica ettim,ne yazık ki kabul etmediler. Beklerken nefes egzersizleri yapıp sancıları hafifletmeye çalıştım. Saat 16.00’da sıra bana gelmişti. Odaya girip koltuğa uzandığımda artık çok rahatsızdım. Doktor alelacele baktı ve “Doğum başlamış” dedi! Hemen doğum bölümünü aradı ve bir ebe gelip beni tekerlekli sandalyeyle doğum ünitesine götürdü. Bu arada, ben tekrar eşimi arayıp doğumun başladığını, hemen gelmesi gerektiğini söyledim.

Doğum bölümünde benle ilgilenecek olan ebeyi görür görmez hayal kırıklığına uğradım. Çok genç ve tecrübesizdi. Doğum öncesi kursta ebe, yanımızda sıcak su torbası bulundurmamızı, torbanın sancıların acısını azaltacağını söylemişti. Ebeden torbayı doldurmasını rica ettiğimde “Eşiniz gelince o doldursun, sizi yakmak istemeyiz” dedi ve gitti! Bu arada, bana bir üşümek geldi, tir tir titriyorum. Neyse ki eşimin işyeri hastaneye çok yakın, hemen geldi. Sıcak su torbasını doldurdu. Masaj yapıyor bana, destek oluyor. Çok üşüdüğümü söyleyince, ebe, banyoyu kullanabileceğimi söyledi ve gidip küveti hazırladı. Küvete girdim ama biz eşimle ikimiz yalnızız. Ne doktor var yanımızda, ne hemşire, ne ebe. Sancılarım çok sık geliyor. İlk doğumum olduğu için durumu değerlendiremiyorum, ebe de hiçbir yorum yapmıyor. Ancak çağırdığımızda gelip sorularımızı yanıtlıyor. Ben henüz doğumun çok başlarında olduğumuzu düşünüyorum. Herhalde bütün gece böyle geçecek diye düşünüyorum. Sancılarım çok kuvvetli. Bir noktada, artık normal doğumu hiç düşünmeyenleri, hemen sezaryen ya da epidural isteyenleri anladığımı düşünüyorum.

İtme dürtüsü geliyor. O noktada artık banyodan çıkıp odaya dönmeye karar veriyoruz eşimle. Bebek oracıkta doğsa kimsenin haberi olmayacak!

Ebeden vajinal muayene yapmasını rica ediyorum. Açılmanın kaç santimetre olduğunu bilmek istiyorum. Çünkü bu şekilde onumu göremiyorum. Herhalde 5-6 santim olmuştur diyorum. Eşim “ya sadece 1-2 santim ise, moralin bozulursa?” diyor. Hayır, ben bilmek istiyorum. Ebeyi çağırıyoruz, muayene etmek istemiyor. “Şimdi bir kere bakarsak, her dört saatte bir bu işlemi yapmamız gerekir” diyor. “Olsun” diyorum “yapın, çünkü ben bilmek istiyorum.” Nihayetinde ebe kabul ediyor: 9 santimetre!

“Ama ben havuzda doğuracaktım!” diyorum. “Tamam, sizi oraya transfer edelim ama belki vakit yetmez havuzu hazırlamaya, bebek her an doğabilir”diyor. Deli olmak işten değil.

Neyse ki havuz hazırlanıyor. Saat 19.15’te havuza giriyorum.

Artık o “evden eve” bölümündeyim. Buradaki ebeler daha farklı. Hemen doğum planımı okuyorlar. Ortam güzel ve sakin, doğum planımda arzu ettiğim şekilde ışıkları kısıyorlar. Dinlemek istediğiniz bir müzik var mı diye soruyorlar. Teşekkür ediyorum, sadece sessizlik istiyorum, tamamen doğuma konsantre olmak istiyorum. Cesaretlendirici, yüreklendirici, şefkatli ebeler. Sıcak su çok iyi geliyor bana. Artık entonoks kullanıyorum. Bu, bir çeşit gaz, içinize çekiyorsunuz ve bir rahatlama veriyor. Kontrolü tamamen sizin elinizde, hiçbir yan etkisi yok. Entonoksu da çok seviyorum!

Sonunda ebe bebeğin kafasının göründüğünü söylüyor. Yakında doğacak bebeğimiz. Bir kaç kuvvetli ıkınmadan sonra dünyalar güzeli bebeğim, miniğim, Defne’m doğuyor. Saat 20.02.

Hiç ağlamıyor. Çok yumuşak bir geçiş yaptı bu dünyaya.

Bebeğimi sudan kendi ellerimle çıkarıyorum. Doğum anında çok duygulanıp ağlarım sanıyordum ama hiç ağlamadım. O kadar mutluydum ki… Eşim gözyaşlarına engel olamıyor. Biz artık bir aileyiz ve bu güzel doğum bizi birbirimize daha çok yaklaştırıyor.

Ebeler hemen bir havlu getiriyorlar bebek üşümesin diye. Yaklaşık yirmi dakika kadar anne-kız havuzda oturuyor, dinleniyoruz. Bebeğimize bakıyoruz eşimle. Sonra havuzdan çıkıyoruz, kordon kesiliyor. Ebeler çok cesur olduğumu, ikinci doğumu evde yapabileceğimi söylüyorlar. Kendimle gurur duyuyorum.

Bebek için hiçbir şey yok yanımızda! Her şey o kadar hızlı gelişti ki, eve gidip getirmeye fırsat olmadı. Ebeler Defne için giysi getiriyorlar.

Defnecik, ellerini kafasına koymuş doğarken, o yüzden epeyce yırtık var. Dikiş yapılması gerekiyor. Dikişlerden sonra ebeler bana duş alabileceğimi soyluyorlar. Nasıl yani? Ben şimdi kalkıp yürüyebilir miyim? Tek başıma banyo yapabilir miyim? Evet, yaparsın diyorlar. Aaa, sahiden de yürüyebiliyorum, hiçbir şeyim yok, yorgunum ama kendimi çok iyi hissediyorum.

Latife Tekin çok sevdiğim yazarlardan biridir. Onunla yapılan bir söyleşide okumuştum. Kendisi doğum yapacağı zaman, annesi ona, “Doğum anı çok büyülü bir an, sakın ama sakın o anı kaçırma” demiş. Bu beni çok etkilemişti. O anı kaçırmayı hiç istemiyordum, bebeğimin doğuşunu gözlerimle görmek, bilfiil şahit olmak, doğumda aktif rol almak istiyordum.

Gelen her sancıyla, bebeğime daha çok yaklaştığımı düşünmeye çalıştım. İlk doğumlar genelde uzun sürüyor. Defne ise 5,5 saatte doğmuştu. Doğumun ilk bölümü istediğim gibi gitmedi, herhalde o ebe ilk doğumum olduğu için, işlerin bu kadar hızlı ilerleyeceğini tahmin edemedi. Ama sonrası çok güzeldi, gerçekten büyüleyiciydi.

Suda doğum, Türkiye’de yaygın bir uygulama değil, keşke olsa diyorum. Hamilelik bir hastalık değil, doğum da operasyon gerektiren bir olay değil. Hamileliğimin sonlarına doğru gittiğim aktif doğum kursu ve Sheila Kitzinger’ın The New Experience of Childbirth adlı kitabını ben çok faydalı buldum. Sonuçta kadın vücudu doğum yapmaya müsait. Bunu bu şekilde görüp kabul etmenin de doğumu kolaylaştırdığına inanıyorum. Evet, zordu ama dayanılamayacak bir acı değildi doğum sancısı.

Herkese sağlıklı ve kolay doğumlar diliyorum!

Veggie Way

Reklamlar

8 Responses to “Işıl ve Defne’nin Hikâyesi”

  1. Gulnur Says:

    Merhaba Isil,

    Oncelikle tebrikler, gercekten cok cesur ve guzel bir dogum hikayesi…
    Ben su anda 32 haftalik hamileyim, ve aynen senin gibi esimin isi dolayisi ile Ingiltere’ye tasinmak durumundayiz.
    Bu nedenle yazini daha da bir dikkatle okudum ama buyuk ihtimal biz dogum sonrasi tasinacagiz, ote yandan sogum yine yurtdisinda su anda yasadigimiz Avrupa ulkesinde olucak.
    Belki haberlesiriz, sevgilerimle…

  2. Isil Says:

    Merhaba Gulnur,
    az kalmis doguma,her sey istedigin gibi gider umarim.Biz cok yakinda Ingiltere’den Turkiye’ye geri donuyoruz.
    Selamlar

  3. begüm Says:

    merhaba gulnur ve ışıl gerçekten suda doğum hikayene bayıldım bende 36 haftalık hamileyim benimde bayağı oldu inşallah senin minik şirin kızın gibi bir bebeğim olur sanada kızınada uzun ömürler diliyorum

  4. Esra Says:

    Merhaba Işıl, hikayene bayıldım ve gerçekten cesaretiniden dolayı tebrik ediyorm.
    İnternette, doğumları araştırdığımda farkediyorum ki anneler genellikle normal doğum yapıyorlar, özellikle Avrupa ülkelerinde. Hatta görüyorum ki evlerinde havuzda doğum yapıyorlar, hiç bir müdahale olmadan. Bu çok etkileyici geliyor bana. Öyle ki unassisted chilbirth diye birşey bile var. Ben yeni evliyim ve seneye bebek düşünüyorum inşaallah. Türkiye’deki düzene karşı çkıyor ve evimde, huzurlu bir ortamda ve en önemlisi havuzda doğum yapmak istiyorum. tabii biliyorum ki gebelikte sorun olursa hastaneye gitmek zorundayım. Benim sorum evde doğumda yırtık olursa evime yakın olan hastaneye gidebilecek durumda olur muyum ve gördüğüm kadarıyla İng.de epizyotomi yapmamışlar sana. Yırtık mı epizyotomi mi sence? Bunlar erken sorular biliyorum ama şimdiden öğrenmek istiyorum, buradaki sezaryen düzenine kurban olmamak için :)) Teşekkürler şimdiden, Sevgiler…

  5. Isil Says:

    Merhaba Esra,
    tesekkurler guzel sozlerin icin.
    Ben ikinci dogumu ciddi ciddi evde yapmayi dusunuyordum.Bu yirtik meselesi yuzunden vazgectim.Ilk dogumda cok kotu bir yirtik oldu bende.Defne’nin elleri kafasindaydi cunku.Zigzag seklinde bir yirtilma olmus.Doguma giren ebe “ben bunu iyi dikemeyebilirim,benden daha tecrubeli bir ebe cagiracagim” dedi.O ebe de bakti,”bu cok hassas bir bolge,ben de dikemem,doktoru cagiralim” dedi ve doktor yapti dikisi.
    Ikinci hamilelgimde,ya ayni sekilde bir yirtilma olursa diye cok tereddut ettim.Her seferinde ayni sekilde yirtilma olacak diye bir sey yok ama insan her ihtimali dusunerek planlama yapmak istiyor.Yine boyle bir sey olursa,evde dogum yaptiktan sonra,o halde,yeni dogmus bebekle kalkip hastaneye gitmek,ya da bebegi evde birakip hastaneye gitmek fikri hic hosuma gitmedi.Evde dogum yapmanin butun buyusu kaybolacakti bence.Bir de evdeki isik,dikis icin yeterli olacak mi sorusu vardi kafamda. Bunlari ebeyle konustugumda,eve gelen ebelerin evde dikis yapabilecek tecrubesi oldugunu,isik konusunda da fener kullandiklarini soyleyip beni ikna etmeye calisti ama ben ikinci dogumumu da hastanede yapmayi tercih ettim.Sonuc itibariyle ne oldu dersen,dikisler konusunda bir problem olmadi,cok daha az yirtilma oldu ama ilk dogumum kadar kolay degildi,apartmani ayaga kaldirabilirdim, o yuzden iyi ki hastaneye gitmisiz dedim 🙂
    Benim epizyotomi tecrubem yok,Ingiltere’de rutin olarak uygulanan bir sey degil bildigim kadariyla.Ben dogumda minimum mudaheleden yana oldugum icin epizyotomi yerine yirtik diyorum.Forumlardan okudugum kadariyla yirtiklar epizyotomiden daha cabuk iyilesiyormus.
    Insallah Turkiye’de normal dogum konusunda sana sonuna kadar destek olacak bir doktor bulup bebegini kucagina alirsin.Olaganustu bir tecrube.Sevgiler..

  6. gerilim Says:

    ingilterde dogumdan sonra kayitta hangi belgeleri istediler,pasaport sordular mi ya da oturum.

  7. Isil Says:

    Oturum degil ama pasaport isteniyor tabii.Dogumdan sonra ebe size hangi evraklarin gerektigine dair bilgi verecektir.

  8. suda doğum :) Says:

    Harika, ne güzel bir hikaye…ben Bodrumda yaşıyorum ve 4 aylık hamileyim, aynen suda doğum yapacağım vakti gelince, büyük şehirden uzak kalmak bu bakımdan mükemmel, hiçbirşeyine karışan eden yok, hastahaneler güzel ve geniş, suda doğum imkanı var, illa ameliyat değil bir doğum. Doğayı takip etmeliyiz, türkiyede yok bu tür şeyler diyeni anlamıyorum zira benim hayatımda bolca var…doğal gıdalar, doğal yaşam, doğal güdüler, doğal doğum…suda doğum inanılmaz bir tecrübe olacak umuyorum benim için…sevgilerle


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: