Nihan ve Demir’in Hikâyesi

Aralık 5, 2010

~13 Mart 2010, İstanbul~

5 yıllık evliliğin ardından, oldukça planlı, beklenen ve istenen bir hamilelikti benimkisi. Hamileliğimin başlarında bir gece rüyamda kahkahalar atarak sancı çektiğimi, bebeğimi tek başıma doğurduğumu ve çok güzel bir oğlum olduğunu gördüm. Rüyanın da etkisiyle biraz araştırma yaptım ve bunun hypnobirthing olduğunu öğrendim. 12.haftamda bir tesadüf eseri Türkiye’deki 3 hypnobirthing uzmanından biri olan Dr. Dilek Cengiz ile tanıştım. Doğuma kadar düzenli olarak hem yoga hem hypnobirthing dersleri aldım. Düzenli yoga yapmaktan olsa gerek, sırt ağrıları ve uykusuzluk dâhil, standart hamilelik şikâyetlerinin birini bile yaşamadan harika bir hamilelik geçirdim. Kanunen çalışabileceğim sürenin sonuna kadar da işe gidip gelmeye devam ettim. İzne çıktıktan sonra bol bol hareket ediyor, uzun yürüyüşler yapıyor ve geceleri 12 saat uyumaya devam ediyordum. Son gün dâhil her gün ben ne zaman ağırlaşacağım acaba diye merak edip durdum.

Sevgili doktorum Cem Ayhan da başından beri normal doğum yapmam konusunda beni teşvik ediyordu. 38.haftadaki çatı muayenesinde bir terslik çıkmayınca hem ruhen hem de bedenen normal doğum için hazır olduğuma karar verdik. Çatı muayenesinde 1 cm açıklık vardı. Doktorum bunun bir eşik olduğunu, doğumun 1 gün içerisinde de 10 gün içerisinde de gerçekleşebileceğini söyledi. O gün doğum planım üzerinde mutabık kaldık. Artık 3 günde bir kontrole gidiyor, hem NST’ye bağlanıyor, hem de açıklığım kontrol ediliyordu, ama tık toktu. 39+3’teki son kontrolümüzden biraz moralim bozuk çıktım. Şiddeti 80’i bulan düzenli kasılmalar ve nerdeyse 10 gündür 1 cm’de duran bir rahim açıklığı vardı. Bebeğimin kendi kendine geleceğine dair inancımı kaybetmeye başlamıştım. Hamile olmayı o kadar seviyordum ki belki de ben oğlumdan ayrılmaya hazır değildim o da bunu hissedip gelmiyordu diye düşünüyordum.

O gece yatarken saat 01.00 gibi nişanın geldiğini gördüm. Bu, 1 gün içinde de 1 hafta içinde de doğuruyor olabileceğim anlamına geliyordu. Hemen kocama haber verdim ama beni pek ciddiye almadı. Ne de olsa son 10 gündür her an doğurabilirim diye teyakkuz halindeydik ve bir şey olduğu da yoktu. Ama ben 39+4’te gelen nişanın 1 hafta sonra değil de daha yakın bir zamanda doğum yapacağımın işareti olduğunu düşünerek huzur içinde uykuma daldım.

Sabah 05.30’da tuvalete kalktığımda hafif bir regl sancısı vardı. Saymaya başladım, 15 dakikada bir 40 saniye süren sancılarım vardı. Ama şiddeti 10 üzerinden en fazla 2 alabilirdi benden. 1 saat sonra sancılar 8 dakikada bire inince gülümsemekten kendimi alamadım. Kocamı uyandırdım, Dilek‘i aramamı söyleyip uyumaya devam etti. O kadar iyi biliyordu ki daha doğuma saatler olduğunu hiç panik yapmadı. Dilek’e mesaj gönderdim. Nöbetten kalma bir alışkanlıkla saniyesinde geri aradı, 1 saat sonra da bizdeydi. Kapıdan girer girmez yanlış alarm vermediğimi umduğumu çünkü sancının çok hafif olduğunu söyledim. O da yanlışsa canın sağ olsun dedi ve ilk muayenemi evde yaptı. Açıklık 3 cm olmuş, evet doğum başlamıştı. Bense hala inanamıyordum. Hemen doktorumu aradım. Hastanede olmadığı yegâne Cumartesi’yi seçtiğim için beni tebrik etti. Telefonla takip edeceğini, işi biter bitmez de geleceğini söyledi. Dilek yanımda olduğu için çok problem etmedim bu durumu.

Bir duş aldım, sakin sakin hazırlandım, uzun süre yemek yiyemeyeceğimi bilerek güzel bir kahvaltı yaptım. Kocam da aynı şekilde sallana sallana hazırlandı, duşunu aldı, kahvaltısını etti. Hatta keyif kahvesi ve sigarasını bile içti. Birlikte olduğumuz bir anda doğum başlarsa, doğuma bu kadar sakin gideceğimizi adım gibi biliyordum. Kocam, ben, Dilek saat 10 civarı köprüdeydik. Sancılar 5 dakikada bire inmişti. Filmlerdeki gibi değilmiş dedi kocam, çığlık çığlığa bir durum yokmuş! Hep ya trafik olursa diye endişelendiğim Erenköy-Nişantaşı arasındaki yolu 20 dakikada giderek hastaneye vardık. Başka bir doktor muayenemi yapıp yatışımı verdi. O zaman inandım ki gerçekten doğuruyordum. Doktorumla daha önce mutabık kaldığımız üzere, suni sancı almadığım sürece serum takılmayacak, sürekli NST’ye bağlanmayacağım, mobil olmama izin verilecek ve ben istemediğim sürece kimse epidural sormayacaktı. Bunların karşılığında doktorum tek bir şey istemişti o da hastaneye girer girmez sancım artmadan epidural için kateterin takılması. Bir noktada epidural isteyeceğime emindi sanki. Ya da bir terslik olur da sezaryene dönersek genel anestezi almama gerek kalmasın diye istedi bunu. Ben de kabul etmiştim. Sırtımı kedi kamburu yaptım ve kolayca takıldı kateter. Kolumdaki damar yolu açılırken daha çok acımıştı, öyle diyeyim. Gerçi doktorum doğuma 1 saat kala gelince benim tercihler gümbürtüye gitti ama olsun. Nöbetçi doktor hastane prosedürü dedi başka da bir şey demedi. Doktorunuz gelene kadar tüm sorumluluk bende risk alamam diyerek, dayadı serumu ve devamlı NST istedi. Bense moralimi bozmamaya kararlıydım, peki dedim.

Yavaş yavaş herkes damlamaya başladı hastaneye. Uzun süreceğini biliyor bu yüzden de bana endişeli gözlerle bakan kimseyi istemiyordum. Pek dile getiremeseler de bu devirde sezaryen dururken niye normal doğum yaptığımı kimse anlayamıyordu. Bense içten içe ameliyat olmaktan, narkoz alıp uyanamamaktan deli gibi korkuyor, durup dururken karnımın kesilip iç organlarımın dışarı çıkartılması fikrinden hiç mi hiç hoşlanmıyordum. Saat 15.00’e kadar güle oynaya, NST’yi çıkartıp çıkartıp gezerek, herkesle muhabbet ede ede sancılarımı çekiyordum. Enerjisiz kalmamak için, nöbetçi doktordan gizli gizli muz yiyor ve su içiyordum. Bu arada nöbetçi doktor da boş durmuyor hasta tıbbı yardımı reddediyor diye ortalığı karıştırıyordu. 10 saatlik sancının sonunda hala 3 cm’de olduğumu görünce, doktorumla konuşup suni sancı almama karar verdiler. En istemediğim şey oluyordu işte. Normal sancılar gelirken vücut onlara baş edecek gücü kesinlikle veriyor, ama suni sancı başka bir şey! O kadar almak istemiyordum ki vücudum şiddetli bir kusma isteğiyle tepki verdi ve ben kusmaktan çok korkarım! Sancıları filan hissetmiyor, kusmak istemiyorum deyip duruyordum. Ama mecburen kustum tabi.

Saat 18.00’e kadar pilates topu üzerinde, tepemde serum, karnımda NST tolere edebildiğim sancılar daha sonra ciddi şekilde artmaya başladı. Son kozumuzu oynamak üzere aylardır üzerinde çalıştığımız hipnoterapimizi yapmaya başladığımızda aniden odaya dalıp, ışıkları yakıp “Ben bi muayene edicektim deeeee” diyen nöbetçi doktor sayesinde tüm konsantrasyonum bozuldu. Akabinde suyum geldi. Suni sancıyı yedim, olay doğallıktan çıktı, battı balık yan gider diye epidurali istedim ama artık çok geç kalmıştık. Bir deneme dozu yaptılar bana mısın demedi. Sadece şiddetli bir titreme geldi ki, o da kendimi rahatlatmama iyice engel oldu. Nefes almak için mola bile vermeyen kesintisiz sancılar vardı. Hastaneye geldiğimden beri işini zorlaştırdığım için bana sinir olduğunu tahmin ettiğim nöbetçi doktor her muayenede canımı daha çok yakmaya özen gösteriyor, moralimi bozmak için bu doğum gece 12’de ancak olur gibi açıklamalar yapıyordu.

19.00’da doktorum geldiğinde onu görmenin rahatlığıyla kontrolümü iyice kaybettim ve ağlamaya başladım. Artık “Bunlar sancı değil dalga ve her dalga beni oğluma biraz daha yakınlaştırıyor” düşüncesinden uzaklaşmıştım. Daha doğuma 5 saat olduğunu düşünüyor, kafamda kurguladığım ağrı eşiğine ulaştığım için bundan daha fazlasını hayal edemiyordum. Nerede bu anestezist bana bir şey versin diye doktoruma kızdığımı, artık dayanamıyorum dediğimi ve 3-5 kez bağırdığımı hatırlıyorum. Dilek’se sürekli çok iyi gittiğimi söylüyor, ben de üzülmeyeyim diye öyle yapıyor sanıyordum. Çünkü bana göre gayet dayanıksız çıkmıştım!

Doktorum muayene edip de 8,5 cm’de olduğumu söylediğinde tüm bu olanları anlamlandırdım ve hemen kendime geldim. Hypnobirthing derslerinden bu aşamayı gayet iyi biliyordum, doğuma 5 saat filan yoktu, gerçekten iyi gidiyordum ve doğumun en zor evresine girdiğim için bu hissettiklerim çok normaldi. Saat 20.00 gibi ıkınma hissi geldiğinde daha erken olduğunu düşünüp, sık sık nefes almaya ve bu hisle baş etmeye başladım. Bir hemşire ıkınma hissi gelince haber verin demek için uğradı, son 10 dakikadır olduğunu söylediğimde ne olduğumu anlayamadan kendimi apar topar doğumhanede buldum.

Doğumhaneye giderken verilen morfin sayesinde ve işin zor kısmını atlatıp kolay kısmına geldiğimizi bilerek huzurla gittim oraya. Bu arada oğlum hep uslu durdu, tehlikede olduğuna dair en ufak bir mesaj vermedi. Zaten NST’de ufacık bir terslik olsaydı doktorum bile yetişemeden, nöbetçi doktorun elinde neşter beni zevkle keseceğine emindim. O yüzden hiç isyan etmedim. Evet biraz bağırmış, artık dayanamıyorum demiş olabilirim ama katiyen beni sezaryene alın filan demedim.

20.10’da doğumhaneye girdik. 37.haftadan beri zeytinyağı ile perine masajı yapıyordum ve en azından bir iki ıkınmadan sonra eğer yırtılacak gibiyse epizyotomi yapılmasına izin verecektim ama bebeğimin kafası hep büyük gittiği için doktorum yapmak istedi. Bana 3 dikişe mal oldu ama artık bir önemi kalmamıştı çünkü bir an önce bebeğime kavuşmak istiyordum, itiraz etmedim.

Doğumhane kısmı o kadar büyüleyiciydi ki yaşanan her şeye değermiş dedirtti. Epidural olmadığı için sancıları ve birlikte gelen ıkınma hissini gayet güzel algılıyor, içgüdüsel olarak ıkınıyordum. Aslında ıkınıyordum demek yanlış olur çünkü sadece nefes veriyordum. Aylardır yaptığım yoga ve nefes çalışmaları sayesinde, bana anlatıldığı şekilde nefesimi tutup ıkınmaktansa derin nefes alıyor, uzun sürede geri veriyor ve diyaframımı kullanarak bebeğimi aşağı itiyordum. Dilek’in de büyük yardımıyla tam 11 dakika içinde 3. itmenin sonunda içimden balık gibi bir şey kaydı. Ve oğlum karşımdaydı!

O kadar güzel, o kadar hayal ettiğim gibiydi ki gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Kelimelerle ifade etmek çok zor o an hissettiklerimi. Müthiş bir huzur, başarmış olmanın gururu, oğlumu görmenin büyüleyiciliği, inanılmaz bir mutluluk, başucumdaki kocamın güzel sözleri, hepsi rüya gibiydi. Kadın olmanın ne kadar ulvi bir şey olduğunu, taa derinlerde bir yerde bir egomun okşandığını hissettim. Anne olmuştum…

Dışarıdan bakılınca nasıl bir doğum yaptım bilmiyorum. Ben kendimi çok kolay olacağına şartlamıştım ve geriye dönüp baktığımda da çok kolay bir doğum olduğunu düşünüyorum. İlk sancının başlamasından bebeğimi kucağıma alışıma kadar geçen 15 saatlik sürenin sadece doğumhaneye girmeden önceki son 1 saati sıkıntılıydı. Artık nasıl bir hormon salgılanıyorsa inanın onu bile hatırlamakta zorlandım, kocamdan yardım aldım. Hayal ettiğim kadar doğal olamasa da normal doğum yaptığım için çok mutluyum. Normal doğum iyidir, sezaryen kötüdür, herkes normal doğurmalıdır diyemem herkesin kendi tercihidir saygı duyarım. Ama normal doğum yapabilir miyim diye düşünenlere sadece şunu söylemek istiyorum ki sezaryen bir yere kaçmıyor. Normal doğurmayı bir deneyin, sahip olduğunuz güce inanamayacaksınız. Sırf bebeğin tam o çıktığı anı tekrar yaşayabilmek için tekrar tekrar doğurabilirim.

Doğumdan önce ve sonra hissettiklerimi okumak isterseniz oğluma hitaben yazdığım bloguma beklerim: http://meraklicuce.annemingunlugu.com

Reklamlar

6 Responses to “Nihan ve Demir’in Hikâyesi”

  1. Kamer Says:

    sabırla bekledik. Geri dönüşe çok sevindik. Güzel bir hikaye. Gerçeği ile mutlu sonu ile hersey yerli yerinde. Hikayelerin devamıni bekleriz.

  2. baharb Says:

    “sezaryen bir yere kacmiyor” – cok katiliyorum. sezaryene onceden karar vermenin, oda ayirtmanin falan hicbir geregi yok. Her zaman herkes sezaryen olabilir. Yalniz deneyeyim diyen cogu insanin basaramamasinin sebebi bence egitimsizlik. Eger doktorlar hastaneler cok dogal dogum yanlisi olsaydi belki kendini egitmeyen anneler de destekle dogal dogum yapabilecekti. Fakat bu destek su anda bulunmadigi icin gebelerin kendilerini egitmeleri, hypnobirthing gibi kurslara katilmalari, okumalari, calismalari, yoga vs ile bedenen ve ruhen hazirlanmalari bence cok onemli bir nokta. Tebrik ediyorum.

  3. baharb Says:

    Elifcim epiduralli dogum diye taglemissin, ama pek epiduralli sayilmaz gibi gorundu?

  4. baharb Says:

    Nihan sunu anlayamadım: Doktorun Dilek Cengiz miydi yoksa Dr. Dilek Cengiz yaninda dula olarak mi girdi doguma?

  5. Nihan Says:

    Teşekkür ederim kamer ve bahar.
    @Bahar- Dilek Cengiz jinekolog olmasına rağmen doğumuma doula olarak katıldı. Doğumu gerçekleştiren doktorum Cem Ayhan’dı. Bir doğumhaneye 2 doktorun fazla geldiği anlar ve ufak gerginlikler yaşandı tabi 🙂


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: