Doğal Sezaryen

Mart 6, 2011

Türkiye’ye alanında dünya şampiyonluğu getiren sezaryen doğumların arkasında yatan sebepler sıralamakla bitmiyor: kordon dolanması, bebeğin kaka yapması, makat geliş, doğumun başlamaması, vesaire. Birçok anne, ister kendi isteğiyle, ister doktorunun ve/veya ailesinin yönlendirmesiyle alınsın, sezaryenle doğum kararını sonrasında sorgularken buluyor kendini.

Bu sorgulamanın altında yatan en önemli sebep de kuşkusuz kadınlara sezaryen sırasında yapılan muamele. Birçok kadının hala elleri yatağa bağlanıyor operasyon sırasında. Bebek muayene edilmeli, temizlenmeli gerekçeleriyle bebekler annelerine uzaktan gösteriliyor, hemen yıkamaya götürülüyorlar. İlk andaki tensel temasın ve ilk bir saat içerisindeki emzirmenin önemi görmezden gelinerek bebekle annenin ilk buluşması saatler alabiliyor. Devamı için tıklayın.

Reklamlar

~18 Haziran 2010, İstanbul~

Öncelikle şunu belirteyim: Doğumum tahminimden çok daha kısa süreli ve çok daha az ağrılıydı. Belki de bundan üç sene önceki ilk doğumumun sezaryenle noktalanmış olması ve benim hiçbir koşulda aynı şeyleri tekrardan yaşamak istememem ikinci doğumum sırasındaki acıyı çok daha dayanılır kıldı, bilemiyorum. Ancak şunu da eklemem gerekir: Ağrı eşiğim oldukça yüksektir. Omuriliğime dövme yaptırırken neredeyse uyuyakalmıştım.

Hamileliğimin 39. haftasında bir Perşembe akşamı… Karnım taş gibi. İçimden spor yapmak bile gelmiyor, ki tutkunuyumdur. Devamı için tıklayın.

Bu sitenin Kaynaklar bölümünde de bulabileceğiniz Your Best Birth kitabı ve onun filmi The Business of Being Born, doğal doğum konusundaki önemli referanslardan. Amerikalı Talk Show sunucusu Ricki Lake ve yapımcı Abby Ebstein’in hazırladıkları ve her ikisinin de, başka birçok kadınınkiyle beraber doğum hikâyelerine yer verilen film ve kitap doğum ‘sektörünün’ nasıl işlediği konusuna dikkat çekiyor.

Her ne kadar film de, kitap da Amerika’daki istatistikler üzerine kurulu olsa da Türkiye ile büyük benzerlik gösterdiğini düşünüyorum.

Devamı için tıklayın.

İster tercihli, ister zorunlu olsun, sezaryenle doğum yapan çoğu anne vermek zorunda olduğu kararı (ya da doktorunun yönlendirmesini) genellikle sonradan sorguluyor. Kimi durumlarda sezaryen gerçekten kurtarıcı nitekiğini koruyor. Bazen ise son tercih olmuş olmayabiliyor. “Belki daha uğraşılsaydı, beklenseydi, öyle olsaydı, böyle olsaydı normal doğum olacaktı” diye düşünülebiliyor. Ancak bu sorgulamalar sonucu değiştirmiyor: Anne, bebeğini normal doğumla değil, sezaryenle, genellikle de bebeğin değil, doktorun belirlediği bir zamanda kucağına almış oluyor.

Sevgili Esra bu gibi kararlardan sonra yaşanan pişmanlıklara çok güzel değinmiş. Bir noktadan sonra da kararları sorgulamanın faydası olmadığını çok yerinde bir şekilde vurgulamış. Benzeri pişmanlık duyguları arasında gidip gelen annelere ilham olmasını diliyor, “pozitif” hikâyesini paylaştığı için Esra’ya teşekkür ediyorum.

Blogcu Anne

*** Devamı için tıklayın.

Doktorlar tarafından öne sürülen “Çatın dar, kordon kısa, suyun az” gibi sebepler normal doğum yapmak isteyen birçok gebenin sezaryene yönlenmesine sebep oluyor.

İzmir’den bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Op. Dr. İbrahim Yanık aşağıdaki yazısında bu gibi yönlendirmelerin gerçekliğini değerlendiriyor.

Yazısını paylaşmama izin verdiği için Dr. Yanık’a teşekkür ediyorum.

Blogcu Anne Devamı için tıklayın.

Aşağıdaki yazı, daha önce Anneliğe Doğmak adlı yazısını burada paylaşmama izin veren Op. Dr. Hakan Çoker‘e ait. Doğum hakkında bilinçlenmek isteyen tüm anne adaylarının okuması gerektiğine inanıyorum. Paylaşmama izin verdiği için Dr. Çoker’e teşekkür ederim.

Blogcu Anne

Hamilelik ve özellikle doğum konusu açıldığında, size pozitif beklentilerden çok, karşılaşacağınız riskler sunulur. Hatta birçoğunuz, doğumu düşündüğünüz zaman sadece risklere ve bunları önlemeye odaklanırsınız. Birçok doktor ve aileden şu cümleleri sık sık duyabilirsiniz:

Bebeğin şimdiden büyük, riske atmayalım!

Suyu sanki azalmış gibi, riske atmayalım!

Plasenta yaşlanıyor, riske atmayalım!

Zor bebek sahibi oldun, riske atmayalım!

Devamı için tıklayın.

Blogcu Anne’nin notu: Özgür Anne ve onun doğum hikâyesi, bu blogda sezaryenle doğum hikâyelerine yer vermem konusunda kendimi ikna etmemi sağlayan sebeplerden biriydi. Özgür Anne’nin “normal doğum isteyen anne adayları sezaryen hakkında bilgilenme ihtiyacı hissetmiyorlar, oysaki şartlar onu gerektirdiğinde neyle karşılaşılacağını bilmek lazım” bakış açısı bence de çok önemli. Bu açıdan aşağıdaki hikâyenin faydalı olacağına inanıyorum.

~ 31 Aralık 2008 ~

Çocuk sahibi olmak fikri ne kadar da uzaktı bana. Pek çok konuyla aynı anda ilgilenirken, okurken, çalışırken bebek sahibi olmak, bebekli aileler, anneler, yavrular ilgi alanımın çook dışındaydı o zamanlar. Ne zaman ki çok âşık oldum, hormonlarım bebek de bebek diye gevezeliğe başladı. Evlendik ve hiç beklemek istemedik. Kontrollerden geçip, bir süre folik asit içtikten, sağlıklı beslenip vitaminlerimizi aldıktan sonra hazırız dedik. Beklentimizin ikinci ayında malum gecikme henüz olmadan önce bir sürü test aldık. O silik pembe çizgi bir geldi, bir gitti, acaba, olur mu derken, evet. Kan testi sonucu söyledi. Hamileydim.

Devamı için tıklayın.